NAVIGATION

EN ÇOK OKUNANLAR

1 Evvel Zaman | Genel | Tarih

Matrakçı Nasuh’un Minyatürlerin

2 Evvel Zaman | Genel | Tarih

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi&

3 Genel | Hatıralar | Memleket Şiirleri

Bu Şehir Beni Unutmuş

4 Gazete & Mecmua | Genel | Tarih

Erzincanlı Hasan Çavuş – 1915 y

5 Gazete & Mecmua | Genel | Hatıralar | İz Bırakanlar

Reşat Ekrem Koçu’dan Erzincanlı

Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın Kaleminden Erzincan
Gazete & Mecmua Genel

Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın Kaleminden Erzincan

Erzincan ve Kete

Erzincan ve Kete

KETE

Kete deyince Erzincan’ın, Erzincan deyince de ketenin akla gelmemesi olanaksızdır. Sanki kete ile Erzincan, karşılıklı olarak, birbirlerini tanıtmak ve hatırlatmak için aralarında andlaşma yapmışlardır.

Kete, hamuru yağda (yağ denilince, o günün Erzincan’ında, soyu sopu iyice belli inek yağıdır.) Ya da sütle, kimileyin her ikisiyle de karıştırılan yufkalardan yapılan ve kendine özgü kokusuyle aşırı iştah çeken cici bir çörektir. Ciciliği de yüzüne bol sürülen yumurtadan gelir. Ateşte, günde yanan dilber gövdesi gibi, alev alev kızarır.

Kete ortaya yalnız çıkarılmaz, yanında yardımcıları bulunur. Yardımcılar keteye değil keteyi yiyene yardım ederler. Bunlar genellikle çay ya da bir kaysı, dut hoşafıdır; arada bir armut da olabilir. Kimi zaman, araya sütlaç, tulum peyniri, kuru kaymak ve bal karışır. Bu daha çok bayramlardaki ağırlamalarda olur.

Kete sosyal yaşamın çeşitli durum ve değişimlerinde kendini gösterir. Yola mı çıkacaksınız? Heybenizdedir. Fırat kenarına Beytahtına geziye mi gidiyorsunuz? Sepetinizdedir, eşi dostu, hısım akrabayı mı yoklıyacaksınız? Aklınızdadır. Ramazanda, bayramda, kavim hısım toplantılarında kete illâ da pişecektir.

Avluda Kaymağıkalınların kızını (evlatlık) bir beyaz bohça ile ev kapısına doğru yöneldiği görülünce, çeyreği (gümüş olup, bu gün (9 Haziran 1978) çoğu mallarda 200 liranın gördüğü işi görür. Kitap sizin elinize geçinceye kadar da kaç yüz liraya karşılık geleceğini Tanrı bilir.) ya da çevreyi hazırlamak gerek. Konuşmalara şöyle bir kulak verelim:

– Hanım teyze, bizim hanımın mahsus selâmı var, abunları yolladı ki küçük beğ (evin oğlu, Trabzon’da ya da İstanbul’da okumaktadır, sılaya gelmiştir) yiye.

– Kız n’olur niye zahmet ediysiz, meğer delisiz?

– Estağfurullah hanım, o nasıl söz.

– Gız içeri gel, niye gapıda tikiliysen gel bir soluh otur, teze çay var.

–  Anam babam hanım, işim var, a şimdi camuşun südünü ocağa göydüm geldim.

– Gız meğer camuşuz guzladı?

– Hee. hanım epey olıy, sizin küçük beğ dahal gelmemişti. Ele has bir dişi gadek (manda yavrusu) ki.. insan gıyamıy ki baha…

– İyiderki! Gız eleyse dur ki bocayı getirüm. (Bohça ile birlikte bir de çevre uzatır) Al, hanıma da çoh selâm söle, deki, ezemin çoh hersi çıhtı, deyiy ki meğer biz yabancıyuh. (çevreyi uzatarak) Gız al a bunu da sanduğa (çehiz sandığı) goy.

Kız çevreyi almamak için nazlanır, hanım üsteler:

– Gız al deyiyem

– Iıh, nedim.

– Gız al deyiyem saha, baba çıhmıyacah, gız kısmına böyükleri bişey verende alurlar devamsuzlug etme. Hadi çoh çoh selâm söyle, buyursunlar.

– Başüstüne, Allaha emanet olun hanım.

– Selametinen, gızım, selâmetinen.

Yeni yürümeye başlayan çocuğunuz bir ahbabınızın yanında, sendeliyerek düşmeye görsün, ahbabınız hemen taşı gediğine koyar:

– Helbet, muhannet ananın babanın uşağı, ayağına kete etmiyler ki, enük hasaca yeriye!

Nizamettin ÖZBEK, 1978

Erzincan Nostalji

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Top