NAVIGATION

EN ÇOK OKUNANLAR

1 Evvel Zaman | Genel | Tarih

Matrakçı Nasuh’un Minyatürlerin

2 Evvel Zaman | Genel | Tarih

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi&

3 Genel | Hatıralar | Memleket Şiirleri

Bu Şehir Beni Unutmuş

4 Gazete & Mecmua | Genel | Tarih

Erzincanlı Hasan Çavuş – 1915 y

5 Gazete & Mecmua | Genel | Hatıralar | İz Bırakanlar

Reşat Ekrem Koçu’dan Erzincanlı

Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın Kaleminden Erzincan
Gazete & Mecmua Genel

Yaşar Kemal ve Fikret Otyam’ın Kaleminden Erzincan

Eski Erzincan’a Tanıklık Edenler – İsmail Hakkı Akansel ile Söyleşi

Eski Erzincan’a Tanıklık Edenler – İsmail Hakkı Akansel ile Söyleşi

"Sivil tamamen, tabi sözleşmeli olup olmadığını bilemeyiz de sivil görevliydiler. Asker olan kimselerden de en genci İstiklal Savaşı kahramanlarındandı, hep İstiklal madalyaları vardı. Daha yaşlıları I. Dünya Savaşı'na katılmış hatta diyebilirim ki Balkan Harbi'nden kalmalar bile vardı ve onların askerlik zihniyetiyle büyüdük. Hatta şöyle derlerdi bize; "Her af yeni bir suçun sebebidir. Onun için af diye bir şey yok ama mükafat ve mücazat yani cezalandırma ve ödüllendirme de nispet dahilinde olmalıdır." ve şöyle derlerdi; "Siz ilerde subay olacaksınız. Onun için çok dikkatli olun ve askeri ceza kanunundaki on beş günlük bir ceza mesela idareten söylüyorum sizler için daha büyük olacaktır diye çünkü siz hiç hata yapmamanız lazım." diye yetiştirmişlerdi."

EROL KAYA: 25 Temmuz 2011. Erzincanlı İsmail Hakkı Akansel paşamla birlikteyiz. İzmir’de Hava Eğitim Komutanlığındayız. Paşam sözü size bırakayım ben, ailenizden itibaren bize hatıralarınızdan bahseder misiniz?
Eski Erzincan etrafı dağlık ortası bağlık bir memlekettir hakkaten. Bilhassa misafirlere karşı büyük bir saygı ve sevgi gösterirler. Bir köyü ziyarete gittiği zaman Erzincanlı olmasa bile hemen icaz ikram edilir, şilteler serilir, döşekler. Yatı için saklarlardı kendilerini, muhafaza ederlerdi, misafir ederlerdi. Şehir olarak buğday meydanı vardı. Buğday meydanının karşısında bir otel vardı, Halk Evi olarak açılmıştı. Onun yanında Hapen vardı. Orda köylüler pazar günleri şey getirirlerdi köylerden, ayran olsun yağ olsun çeşitli gıda maddelerini getirir orada satarlardı. Rahmetli annemle ben, onun arkasına düşer, bir çantası vardı onu alırdım. Alabildiğim kadar onu koyardık tabi ilkokulda felanken. Yoksa hamallarla şeyleri getirirlerdi, hamallara bahşiş verirdik. Efendim evvela bana Erzincan’ı getirdiniz, çok özledim Erzincan’ı. Bizi yetiştiren, bugünlere getiren başta öğretmenlerimiz olmak üzere bütün akrabalarımız, hısımlarımız, yakınlarımıza selam saygı, bütün Erzincanlılara selam saygılarımı sunuyorum. Buradan hayatta olanlara sağlık afiyetlerinin devamını temenni ediyorum. Vefat edenlere de Allah rahmet eylesin diyorum efendim. Benim de girişim bu kadar efendim.

Aile Büyükleri

Şimdi ailenizden bir bahseder miyiz paşam bu sizde de olan fotoğraftan, kimlerdensiniz, aileniz kimlerden bilinir? Babanız kimdir? Ondan bir bahseder miyiz.
Babam Erzincan da Topal Hakkı diye bir zat var, savaşlarda ayağını da kaybetmiş çok sevilen bir insandı. Oğlu var Kemal Ünüvar, onun babası. Onlan babam kardeş çocukları biz rahmetli Kemal abiyle, Kemal Ünüvar’la kardeş torunlarıyız. Bu baba tarafından ve kendileri Vasgirt’te otururlardı.

Yani aileniz Vasgirtli midir paşam?
Efendim Vasgirt’te otururlardı ama şeyde de evleri vardı, oraya “Serumhane” denilen bir yer var. O tarafta “Kumluk” diye bir yer vardı, orada otururlardı. Yazları köye giderlerdi, Vasgirt’e faytonlan. Çok sevdiğimiz ve Erzincanlıların çok sevdikleri “Kemal Amca” derlerdi, “Topal Hakkı” diye, o öyle. Anne tarafım da Ahmet Cemil Efendi, ki orda işte oturan o zattır.

Eski Erzincan’ı siz bilirsiniz paşam.
Tabi ilkokulu orda bitirdim.

Eski Erzincan’da Fırat İlkokulu

Bir anlatır mısınız paşam eski Erzincan’ı?
Şimdi efendim eski Erzincan etrafı dağlık ortası bağlık bir memlekettir hakkaten. Bilhassa misafirlere karşı büyük bir saygı ve sevgi gösterirler. Bir köyü ziyarete gittiği zaman Erzincanlı olmasa bile hemen icaz ikram edilir, şilteler serilir, döşekler. Yatı için saklarlardı kendilerini, muhafaza ederlerdi, misafir ederlerdi. Şimdi bu arada gördüğünüz dayımla ilgili şeye gelince, şu zatla ilgili olarak, o zatla ilgili konuya gelince, bu zat harp okulundayken Abdülhamit hakkında bazı olumsuz fikirleri varmış, yakayı zor kurtarmış yani hapse felan da girmiş. Ama sonra subay olmuş Erzincan da bir görev vermişler. Fakat bu görev sırasında Ermenilerle kürtler bir köyü basmışlar ve bu da orda subayla oraya gitmiş, bastırmaya. Genç subay daha dediğim gibi açmamış bir lale.

Onun kabrini buldu, kabrinden dişini de muhafaza etti. Böyle bir zat idi. Dedem de bu üzüntüden dolayı bir kaside yazmış ve o şeyleri de bizde muhafaza edilmektedir yani bazı materyalleri, bu zat hakkında şeyim bu. Rahmetli olmuştur, şehit olmuştur. Büyük bir kayıp tabi evlat. Efendim şunu da hemen söyliyeyim sırası gelmişken, her türlü ölüm aile için üzüntülü bir acı olur ama, evlat acısı, asla ve asla telefi edilmeyecek bir acıdır, ikame de edilemez. Başka evladı da olsa insanın, kusura bakmayın tabi duygulandım ben, kaybettim. Telafisi mümkün olmuyor. Onu da ilk Kore birliğiyle Oslo’ya gitmişti, orada sonradan görev şehidi olarak haber verdiler bize, gittik biz aldık geldik. İstanbul’da, Edirnekapı şehitliğinde, kurmay binbaşıydı. Ama şimdi bize ailesini ve torunlarımızı emanet bıraktı. Bu torunlarımızdan bir tanesi, üniversiteyi bitirdi, askerliğinde yaptı. Küçüğü de halen şimdi üniversite tahsiline devam ediyor. Bende vasiyetimi yazdığımda bunu sana da söyledim. Tabi vasiyet biliyorsunuz el yazısıyla yazılıyor onu verdim ben noterden , savcılık onu şey aldı. Ama ola ki dedim, ölüm tabi bir hak. Emri hak vaki olursa. Emekli orgeneral ve amirallerin kendi istekleri üzerine şehitliklerde kabir hazırlanıyor öyle bir haktan da faydalanıyoruz. Onunla aynı kabristana defnedilmemi yazdım ama bir yanlışlık olursa bu vasiyetimdir. Onunla beraber olmak istiyorum orda. Bunu da evladımıza da söyledim ki bir yanlışlık olursa sen müdahale et diye. Evet bu kadar.

Gazi Paşa İlkokulu (Taş Mektep)

Eski Erzincan’a bir dönelim paşam siz neler hatırlıyorsunuz, hangi mahallede oturdunuz, hangi okul okudunuz?
Eski Erzincan da Karaağaç Mahallesi’nde oturdum. Ben o zaman “Fırat” denilen sonradan da yine ismi verilmiş, o mektepte okudum ve oradan askeri mektebe, efendim Erzincan da askeri mektep vardı bir de sivil ortaokul vardı, ortaokulu olarak. Tabi rahmetli babamı kırkiki yaşında Beyşehir askerlik şube başkanıyken kaybettik. Biz, üç kişilik bir aile o zamanki imkânsızlıklarla bizi Erzincan’a gönderdiler. Yıl 1928. Tam dört yaşındaydım. Efendim şimdi hala Beyşehir’le ilgimiz vardır. Oraya devredildi. Hatta İstanbul’a geldik İstanbul da hatırlıyorum o günleri kısa bir süre kaldık onu da bu dayımızın evinde bir süre kaldıktan sonra şehreminde başvekil isminde bir sokakta ev tutuldu orda kaldık. Oradan tabi memleketim Erzincan’a gitmek gerekti.

Şimdi anneniz var bir de kim var paşam?
Rahmetli ablam var. Rahmetli kardeşim, bir de benim. Dört kişiyiz. Tabi ben o zaman bir, kanunlar gereği bir rütbede eğer, şimdi ona benzer bir hüküm var ama kaldırıldı herhalde o, bir sene hizmet etmezse bir evvelki rütbe ve makamın maaşını alıyordu. Rahmetli babamda bir sene doldurmadığı için bir önceki rütbeden maaş bağlandı. O zaman annemin adına bir dilekçe verilmiş, “Biz memleketimize dönmek istiyoruz.” Diye. O zamanın Genel KURMAY Başkanlığından bir yazı gelmiş, “Dilekçeniz alınmıştır.” Diye. Seyr-i Sefain vapurlarından, Seyr-i Sefain şimdiki Deniz Yolları. Gülcemal vapuruyla Trabzon’a gittik, Trabzon’dan Erzincan’a. Erzincan da kısa bir süre dedemlerle beraber kaldık, sonra ev tuttuk. İki tane ortaokul vardı, birisi askeri ortaokul, birisi sivil ortaokul. Oturduğumuz evin önünden subayların atlarla gidişini hatırlıyorum. Küçük biraderle beraber onlara selam verirdik. Babamın da asker olması sebebiyle büyük bir heves duymuştum, arzu duymuştum. İlkokulu Fırat ilkokulunda okudum.

Nasıl bir okuldu paşam, hocaları kimdi?
Efendim bu okul halen şimdi mezbaha olan, mezbaha, yukarıda ama bu, orada daha önce başka bir okul varmış o yıkılmış. Bir süre yerine yapılmamış, o yapılmış ve okuldan başka bir ev gibiydi. Dört sınıflıydı, beşinci sınıf daha tamamlanmamıştı, orada okuduk. Hocalarımızdan bir tanesi Halime, Halime hoca hanımdı, Hayri Bey vardı, başkasını hatırlamıyorum. Çok zaman geçti tabi. Sonra askeri mektebe dilekçe verdik.

Siz beşi nerde okunuz paşam?
Beşi de Gazipaşa da, “Taş mektep.” Dedikleri, eski. Onun yeri de mezarlıkmış evvel. Onun özelliği vardır, o mektebin bahçesinde bir türbe vardı, türbede bir şeyh yatıyordu. Sonra orası okul olarak kalmış ama türbede duruyordu, yeni caminin karşısındaydı o mektep. Ulu Cami değil de yeni, bir ulu cami vardı. Bu cami Kapalı Çarşı’nın girişinde vardır ve aynı planlarla yapılmıştır. Bu Ulu Cami ahşap bir cami, onun karşısındaydı.

Beşinci sınıfı orda okudunuz.
Orda okuduk evet, sonra 1934’te imtihana girdim, hasbelkader imtihanı kazandık. Tabi çok sevinçli, asker elbiselerini giydim, rahmetli annem o zaman hayattaydı, çok ağladı tabi, bir sevinç ağlaması bu.

Biraz bahseder misiniz paşam askeri ortaokuldan. Nasıl bir okuldu, nasıl eğitim verirdi?
Okuldaki subaylar bir defa öğretmenlik sınıfı silahlı kuvvetlerde uygulamaya başlamıştı. Öğretmenlerimiz heralde sözleşmeliydi, asker kökenli ve yahut da sivil öğretmenlerden seçilmişti onlar ders veriyorlardı, hala ismini hatırladığım ve beni birçok konularda, anatomi mevzuunda incelemeler yapmama sebep olmuştur. Turhan Ulus diye bir zat vardı. Serumhanede de görevliydi, hem veteriner okulunu bitirmiş hem de diş tabipliği yapıyordu. Sonradan ben bu zatın İstanbul da general olduktan sonra adresini buldum gittim elini öptüm ve hala unutmuyorum o zatın adını. Sonra bir hocamız vardı, Fahri Hazar diye o da sivil öğretmendi yani anlaşmalı.

Bunlar sivil mi giyinirlerdi paşam?
Sivil tamamen, tabi sözleşmeli olup olmadığını bilemeyiz de sivil görevliydiler. Asker olan kimselerden de en genci İstiklal savaşı kahramanlarındandı, hep İstiklal madalyaları vardı. Daha yaşlıları I. Dünya Savaşı’na katılmış hatta diyebilirim ki Balkan Harbi’nden kalmalar bile vardı ve onların askerlik zihniyetiyle büyüdük. Hatta şöyle derlerdi bize; “Her af yeni bir suçun sebebidir. Onun için af diye bir şey yok ama mükafat ve mücazat yani cezalandırma ve ödüllendirme de nispet dahilinde olmalıdır.” Ve şöyle derlerdi; “Siz ilerde subay olacaksınız. Onun için çok dikkatli olun ve askeri ceza kanunundaki on beş günlük bir ceza mesela idareten söylüyorum sizler için daha büyük olacaktır diye çünkü siz hiç hata yapmamanız lazım.” diye yetiştirmişlerdi.

Şehir olarak ne hatırlıyorsunuz paşam, yani mahalle olarak, şehir olarak?
Efendim şehir olarak, Buğday meydanı vardı. Buğday Meydanı’nın karşısında bir otel vardı, Halk Evi olarak açılmıştı. Onun yanında da Hapen vardı. Orda köylüler Pazar günleri şey getirirlerdi köylerden, ayran olsun yağ olsun çeşitli gıda maddelerini getirir orada satarlardı. Rahmetli annemle ben , onun arkasına düşer, bir çantası vardı onu alırdım. Alabildiğim kadar onu koyardık tabi ilkokulda felanken. Yoksa hamallarla şeyleri getirirlerdi, hamallara bahşiş verirdik. İşte o pazarda çok hatırladığım Geçit Köyü’nün karpuzu çok önemliydi. Onun yükünü bir liraya felan verirlerdi, yani o kadar. Bir lira dediğimde o zaman da sade yani kilosu elli kuruştu o zamanki fiyatla. Şimdikilere ben hala alışamadım.

Askeri Ortaokul

Neler üretirlerdi paşam o dönem Erzincan’da? Ne yenirdi ne içilirdi?
Valla bir defa kayısı kurutulurdu. Baca derdik biz o zamanlar damlara, sonradan baca kalmış, Şey vardı sonra tamas. Erik, büyük erik. Efendim “Horon tamas.” Derleri, bunlar üretilirdi. Örtüler üzerine serilir, yarmalar yarılır orda. Bunların sonra kompostusunu yaparlardı.

Hoşaf meşhur herhalde Erzincan da.
Kurusu olduğu için hoşaf olur ama tazesi yapılırsa “Komposto.” deniliyordu.
“Gah” deniliyor değil mi paşam onların kurutulmuşuna.
Gah yani. Hatırlamaya çalışıyorum ama bu kadar başka.

Askeri ortaokulu bitirdiniz, yıl kaç paşam?
Otuz sekiz de bitirdik ve o zaman Almanca çok rağbette olan bir dersti, bizi de Almancaya vermişlerdi, Almanca okuyan talebeler Bursa Askeri Lisesi’ne gittiler. Bursa Askeri Lisesi halen şimdi havacılara geçti ve havacılar büyük bir vefa örneği verdiler, o ismi, okulun adını değiştirmediler, yine Işıklar’dır onun bir adı. Bursa ışıklar lisesi ve bütün hatıralarla, tabi yeni ilaveler felan da yapılmış ben gittim gezdim. Komutanların fotoğrafları vesaire asılmış. Hep eski komutanların fotoğrafları.

Eski Erzincan’da Buğday Meydanı

Öğrencilerin bilgi seviyesi nasıldı paşam, Erzincan da ki öğrencilerin?
Şimdi efendim Erzincan’a gidenler, bir de orda Fransızca okuyanlar Maltepe Askeri Lisesi’ne gönderilmişti, Maltepe Askeri Lisesi İstanbul da olduğu için İstanbul görgüleri vardı. Anadolu’dakiler tabi Anadolu terbiyesi almış ve daha sonra bazı temaslar sebebiyle, spor temaslarıfelan İstanbul’a getirmişlerdi, Anadolu’dan gelenlerin bir çoğu Anadoluluydu, oralarda İstanbul’u gördüler. Benim görüşüm çok küçük yaşta oldu tabi.

Depremden o zaman hemen önce mi bitirdiniz?
Hayır efendim depremde ben Askeri Lise’deydim. Askeri Lise de dokuzuncu sınıftaydık, 1939. O zaman tabi arzu ettik hep gidelim diye fakat gitmemiz tabi bir fayda sağlamayacaktı. Bırakır da nasıl giderdik yani o Erzincan’dakiler, bunu sonra anlatacağım bu iki depremle ilgili farklılıkları. Nasıl giderdik, ne yapardık orda. Herkes kara vagonlarla, elektrik filan yok, ampul yok çok sıkıntılı günler var. Tespit edilen bazı yerlere gönderdiler.

Mesela Hatay’a, İskenderun’a.
Bizi de Erzincan da akrabamız vardı binbaşı onun şeyi, hatta bana çekilen bir telgrafta şeye geliyoruz diye Bursa’ya, onlar demişler ki artık niye Bursa’ya gideceksiniz, Erzincan’da burda akrabalarda var çok kimse orda tren orda indirmişler. Fakat tabi bu iniş bizim ailemizde bir kader değişikliğine sebep olmuş bu binbaşının kızı ve çocukları. Sonradan orda ata binmişler. At ürkmüş, rahmetli ablam benden on dört yaş büyüktü, O 1310 doğumluydu ve Narman da doğmuştur O, babamın askeri görevi sebebiyle. Onu kaybettik orda. Kayseri’de.

Yani siz depremi Erzincan da mı yaşadınız otuz dokuz depreminde Erzincan da mıydınız?
Hayır efendim Bursa Askeri Lisesi’ndeydim. Gidemedik dedim ya. Yani iyi ki gitmemişiz ne yapacaktık orda. Ailemiz Kayseri de inmişler, orda akrabalar var diye.

Ne anlatırdı aileniz, anneniz depremle ilgili paşam.
Efendim şimdi depremde annem toprağın altında kaldı. Hatta böyle bir tersik düşmüş koluna da hep kolunu böyle tutardı. O sırada bizim işte Ahmet Cemil Efendi vefat edince onun bir selamlık tarafını kiraya verildi, bize vermişti, orada oturuyorduk. Orda, depremde bir Miralay Nazif Bey diye bir zat vardı. Onun bir konağı vardı, onun arka tarafında, Kuyubaşı’na yakın yerde, orda mahkumlar, hapishane mahkumları vardı. Fakat o zaman ki savcı hemen bunları çıkarmış. Demiş ki “Siz bırakın cezaevi inşaatını, siz gidin şehirde cenezaleri çıkarın, onları kurtarın.” diye. Bu rahmetli küçük dayım da o zaman, köylü günü hatırlıyamadım o köyde ölen öğretmenimiz hemen ata binmiş gelmiş, orda bizim aileden 78 kişi kaybettik bizim aile olarak 39 depreminde. Efendim bunlar içerisinde dayımın, anneannem, dayımın annesi ondan sonra dayımın karısı, sonra izdivaç yaptık tabi. Sonra bir oğlu bir kızı rahmetli oldu. Sonra eniştemiz vardı, teyzelerimin kocası teğmen, o başka bir evde oturuyordu. O ev de toprak altında kaldı. Hanımken teyzemiz kurtuldu. O sonra başta teğmen, birikmiş para verdiler. İzdivaç yaptı, izdivaçtan sonra bir oğlu oldu, oğlu da emekli albay.

Kayseri’ye gittiniz, sonra paşam.
İlk kıtam tim olarak 1944 İzmir. Burda, istikamcıların bulunduğu yerde rahmetli Cemal Gürsel’in alayı vardı ki sonradan Cumhurbaşkanı oldu. O zat oralara hep bağışlanırmış, temelli oraya geldim. Sonra efendim o sırada Rusların tahrif istimali vardı. Bu üç vilayet var ya onları istiyorlardı ve doğudaki subayların çoğu o zaman.

Rusların talepleri var bu Kars, Ardahan, Batum için.
Tabi evet, onları uzatmışlar bir sene daha fakat sonradan tabi bu uzatış bazı olumsuz olaylara sebep olmuş. Tabi onları gönderelim demişler, geriye iade edelim ama yerine subay noksanı telafisinde teğmenken, demek ki, Aralık Ayı’nda hatta dediler ki bir an evvel giderseniz sizi orda kaybetmeden, yoksa bir sene daha uzar diye tevatür çıkmıştı. Biz alelacele vagonlara binerek, o zaman otobüs felan yok tabi. Kalktık Erzurum’a gittik. Orda üç sene kaldım teğmenliğimde. Onsdan sonra İstanbul’a verdiler, şimdi hapishane olan yer var ya, Metriste bir şey alay vardı ölçme alayı, oraya tayin oldum. Oradan Diyarbakır’a tayin oldum. Orda 7. Kolordu vardı, 7. Kolorduda görev aldım. Orda görev alışım iki türlüdür, birisi de daha sonra Kolordu Komutanı olunca görev aldım Diyarbakır’da. Ama yani o zaman ki Diyarbakır başkaydı böyle efendim, neyse bunları söyleyeyim ben de. Yani bir hükümet kurulma tasavvuru olan bir yer değildi. Diyarbakır’da yetişenlerden büyük bir şair vardı şimdi adını söyleyecem,

Cahit Sıtkı Tarancı. Ziya Gökalp’te Diyarbakırlı.
Ziya Gökalp, bravo Ziya Gökalp. Büyük Atatürkçü bir zat. Ondan sonra işte, iki görev diye bahsettiğim birisi gençlik dönemi ondan sonra sonra kolordu komutanlığı sonra İstanbul’a tayin edildim. İstanbul’da çeşitli görevlerde bulundum. Ben üst görevdeki, rütbedeki görevlerimi söyleyim.

Son emekliliğiniz İzmir değil mi paşam?
Evet. Harp akademileri komutanlığı yaptım. Ondan sonra 2. Orduya Malatya’ya gittim. Sonra tekrar 12 Eylül’den sonra işte İstanbul’dayken tayinlen Belediye Başkanlığı yaptım. Sonradan da Trakya’da da görev yaptım, Çorlu da çok görev yaptım. Çorlu’da da çok hatıralarımız vardır.

Bu iki depremi konuşalım demiştiniz paşam, buyurun.
Ha iki deprem, şimdi efendim iki depremin bir özelliği var. Bunlardan birincisi 1939’da olan deprem. Yılbaşı hazırlıkları yapılan bir deprem. Efendim o zaman tabi devletin imkanları da yok orda iskan edilemediler. Yer yok, yurt yok. Çadırlara gitti kimisi. Ondan sonra kara vagonlarla biraz evvelde bahsettim, elektrikte yok, nakledildiler Anadolu’nun muhtelif yerlerine. Ama ikinci depremde başka bir olay yaşandı, o zaman vali olan zat Recep Yazıcıoğlu, çok istikbal vaat eden bir zat idi. Fakat nasıl olduysa bilmiyorum onun damadı da vardı burada, damadı da hem ressam hem yazar. Ersan Yavi. Onun da hatıraları vardır, o Yavi soyadının oluşu da, doğuda Ermenilerin bastığı bir köyde, Yavi Köyü biliyorsunuz, Erzurum da. Hatta bu kendisi valiyken beni davet etti buraya eski Erzincan’dan konferans vermek üzere. Tabi konferans verecek bir halde değildim, böyle bir hazırlığım yoktu. Biraz müsaade istedim dökümanları da hazırladım. Gittik orda konferans verdik. O konferansın sonunda o kitapları bastırdı. Bana o şeyin hatıratıdır o zatın. Daha da sorarsanız ben yine söyleyeyim.

Bu eski Erzincan’la ilgili hatırladığınız başka bir şey var mı paşam? Daha sonra Erzincan’a geldiniz mi?
Efendim çok gittim Erzincan’a, yani gittim ama birkaç senedir gidemiyorum. Çünkü Erzincan çok uzak. Birinci deprem öyle, ikinci depreme gelince; İkinci depremde Ankara da yine devlete ait işleri takipte olan Yazıcıoğlu hemen oradaki işini bıraktı geldi. İkinci depremde orada değildim de depremden sonra gittim. Gittim ve orada tabi birçok uluslararası kuruluşların vaatleri ve o vaatlerini de kısa zamanda kuvveden fiile çıkarmaları vaatleri üzerine Erzincanlıları bırakmadı şeye, burada kalacaksınız dedi. Hemen kısa zamanda lojmanlar yapıldı. Kamu lojmanları. Böylece Erzincan yeni bir Erzincan’a kavuştu. Ben o arada bir hatıramı da nakledeyim. Biz talebeydik, ikinci depremle ilgili değil de Kazım Orbay da Erzincan da Ordu Komutanıydı, “Ordu Müfettişi” derlerdi o zaman. Şimdiki istasyonun yerine bir istasyon binası yapılacaktı. O zaman istasyon Erzincan’ın güneyindeydi, sonradan kuzeyine çıktı. Onun da sebepleri var tabi. Şimdi o depremde biraz çatlama felan olmuştu hemen onarıldı.

Almanlar yaptırmış zaten değil mi paşam, istasyonu?
Yapanları bilmiyorum efendim, yalnız şeyde her temel atma töreninde Atatürk’te yeni vefat etmişti, onun acısı da vardı. Orada biraz gecikti. O törende bende bulundum. Törene davetli olarak değil de talebe olarak gördüm. Prda trenle gelen birçok devlet büyükleri İzmir de ki milletvekilleri vesaire felan yani Erzincanlı milletvekilleri bir belge hazırlanmış. O belge temele atılıyor ve onun üzerine harç atılıyor. O sırada işte rahmetli Kazım Orbay Erzincanlıları selamladı, “Hayırlı olsun.” Dedi ve temeli attı. Ben de onda işte hasbelkader bir seyirci olarak bulundum. Bu hatıramı da size nakledeyim dedim.

İstasyon

Başka bir şey var mı hatırladığınız paşam Erzincan’la ilgili hatıralarınız arasında. Mesela idamlar yapılırmış. Siz o dönemi hatırlar mısınız?
Efendim Köşünker Köyü vardı. Köşünker’de bir ailenin beş üyesini katlettiler. Bunun üzerine o gazetelerde basıldı, onu hatırlıyorum ben. Sonra o Terzi Baba Mezarlığında o beş katledilen kişinin kabirleri yapılmıştı. Güzel böyle ama eski yazıyla yazınca eski yazıyı okumadım. Ama sonradan yeni Türkçe çıkınca öğretmenlerle beraber o levhaya yazardık yazı tahtasına onlarda şey öğrenirlerdi, yeni Türkçe, bende eski Türkçe. Tersine kullanırdım onu ama devam edemedim tabi. Orada rahmetli olmuşlardı. Sonra tabi Erzincan kabristanı çok onarıldı. Kalenin yanındaydı, kaleye yakındı. Bir de askeri bir mühimmat deposu vardı. Yani askeriye mühimmat deposu kullanılıyor da cephanelik vardı. O cephaneliği de sonra dağıtmışlar. Nusret Çetinkaya benim sınıf arkadaşım, hemşerimdir de. Erzincan Belediye Başkanıyken Mühimmat Birliğinin yerini de büyüttü kabristan olarak. Kabristanlar çok temiz bir hale geldi. Terzi Baba’nın mezarı da tamir edildi, Dede Paşa’nın da.

O dönemde hamamlar varmış paşam.
Hava meydanına giderken bir hamam vardır, külhanı felan da vardır. Paşa Hamamı. Bunun iki tarafı vardı birisi güney tarafından erkekler girerlerdi, kuzey tarafından da bayanlar girerlerdi. Birde bir hamam vardı o Kemah yolundaydı o. Bey hamamıydı. O daha moderndi.

Genelde herhalde orda yıkanırmış halk. Evlerde çok su olmadığı için.
Efendim evlerde su da yok yani anca çak var. O delikliydi, oradan leğende çimilirdi yani. Böyleydi o gün ki açlıkta yani Erzincan. O devirde çok sıkıntı çekmiş bir Erzincan’dır. O dönemin insanları çok mahrumiyete katlanmışlardır. Evlere sular şeyler onlar bir kadın omzuna alır bir deynek. Ona şeyler takılırmış.

Kovalar.
Kova değil, kovada yokta, benzin tenekeleri. O zamanlar benzin tenekesi çok önemli bir şeydi. Çünkü kamyonlar şehirlerarası giderken, o istasyonlardan benzin alırlardı. Sonradan o benzin tenekeleri ne yaparlar satarlar mı nettiler bilmiyorum. Onları da halk alır onunla taşınırdı. Çok sıkıntılıydı ya hakkaten yani yoksulluk vardı.
Elektrik yok herhalde sokaklar aydınlatılır, lambalar.
Efendim elektrik konusunu da söyleyeyim. Erzincan da 3. Ordu müfettişi olan ki halk ona “Saray” derdi, onun bir tarafından da komutanın lojmanı vardı benim bildiğim zamanda. Paşanın lojmanı yukarıda Vaskirt Köyü’nün orda. Şimdi halen Ordu Komutanlığı binası var, o binanın civarında bir köşkü vardı. Bir de kule vardı. O kuleden de çıkar herhalde şehri seyretmek için. O kulenin fotoğraflarını sonra büyültürdüm, bende. Ama hangi birisini getireyim efendim.

Paşam çok teşekkür ederim zaman ayırdığınız için.

Doç. Dr. Erol KAYA
Şehre Tanıklık Edenler
ERZİNCAN – Sözlü Tarih Çalışması, I. Cilt, Haziran 2012


Erzincan Nostalji
Arşivi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Top