Aşık Daimi’nin Aşık Davut Sulari ile Başlayan Aşıklık Yolculuğu
Erzincan’ın köklü aşıklık geleneğinden yetişen Aşık Daimi’nin sanat yolculuğunda, Aşık Davut Sulari’nin çok özel bir yeri vardır.
Mazlum Nusret Kılıçkıran’ın 1983 yılında Türk Halk Müziği Oyunları Dergisi’nde yayımlanan “Erzincan – Tercan Ellerinden Bir Gönül Ozanı Menzile Vardı…” başlıklı makalesi, bu iki büyük ozanın yollarının nasıl kesiştiğine ışık tutan değerli bir tanıklık içeriyor.
Makalede Aşık Davut Sulari, henüz çocuk yaşlardaki İsmail Aydın (Aşık Daimi) ile ilk karşılaşmasını, onun yeteneğini nasıl keşfettiğini ve aralarında başlayan usta-çırak ilişkisini kendi sözleriyle anlatıyor.
Bu samimi hatıra, yalnızca iki Erzincanlı halk ozanının sanat yolculuğuna değil, aynı zamanda Anadolu’nun köklü aşıklık geleneğinde sazın, sözün ve kültürel mirasın kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığına da ışık tutuyor.
İşte, Aşık Davut Sulari’nin kendi anlatımıyla, genç Aşık Daimi’nin sanat yolculuğuna dair kıymetli bir hatıra…
Bu makalede aynı zamanda yazarın “Bir Gönül Ozanı” dediği ‘Daimi Baba’ hakkındaki genel değerlendirmelerini ve şiir örneklerini de okuyabilirsiniz.
Abdullah BOZDEMİR
ERZİNCAN – TERCAN ELLERİNDEN BİR GÖNÜL OZANI MENZİLE VARDI…
Yazan: Mazlum Nusret KILIÇKIRAN
Aşık Daimi mahlasıyla tanınan İsmail Aydın 1932 yılında Erzincan’ın Tercan ilçesinde doğdu.(*) Genç denilecek bir yaşta, beyin kanaması sonucu 17 Nisan 1983 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.
Kendisinden yaşça büyük dostları bile O’na «Daimi Baba» diye hitap ederdi. O bunu hiç yadırgamaz, bir baba gibi sevecen ve iltifatkâr davranırdı. Yanıp yakıldığı, dertleriyle dostlarını kederlendirmek istemediğinden en üzüntülü gününde bile yüzü güler, sohbetlerinde nükteyi eksik etmezdi. Okumayı araştırmayı sever, cehalete çatardı. Her biri vasiyet niteliğindeki deyişlerinde, insana itibar edilmesini öğütlerdi.
“SENLİĞİ BENLİĞİ BIRAK BİR YANA
GEL İLTİFAT EYLE İNSANA GÖNÜL”
Daimi’nin yetişmesinde emeği geçen ve ilk ustası Davut Sulari, ozanın kendisine takdimini şöyle anlatır:
Bir gün Karahüseyinler (**) köyüne gitmiştim. Köyün üst tarafında Derviş Cemallı İmam Baba ile otururken, Daimi’nin babası Musa Engin, küçük İsmail’i yanıma getirdi. «Buna ahkâm göster – erkân göster» diye rica etti. Ben o zaman yirmi yaşlarındaydım, İsmail ise sekiz on yaşlarındaydı. İmam Baba da «Davut Sulari, memleket için iyi olur. Buna edebiyat erkânı göster» diye üsteleyince kabul ettim. O’nun yeteneğini sınamak istedim. «Kırk gün şu tarzda çalış da gel göreyim» dedim. Günü dolmadan şimdiki Çayırlı’da bizim eve geliyor. Ben evde yokum. Kitap harfi ile üç kuple bir deyiş yazıyor;
Geldim dost haneni eyledim seyran
Muradını versin yaradan süphan
Hanedanlığına ben oldum hayran
Yaktın yüreğimi Davut Sulari
Kırk gün yas çek dedin ben de çekerim
Ağlayıp didemden yaşlar dökerim
Gafurur rahimden imdat beklerim
Yaktın yüreğimi Davut Sulari
Dertli İsmail’em döndüm devrildim
Sefil bülbül gibi güle çevrildim
Aşkın kazanında piştim kavruldum
Yaktın yüreğimi Davut Sulari
Bu deyişi beğendim ve onu yanıma aldım. Tam iki buçuk yıl benim yanımda dolandı. Muhtelif yerlere gönderdim, gitti geldi.

Aslında İsmail Daimi’yi güneşin altındaki meyve misali olgunlaştıran Erzincan’ın Tercan dolaylarında yaşayan ozanlık geleneği ve köklü halk şiiri kültürüdür. Bu yöremizden birçok söz eri yetişmiştir. Bu kuşağın son temsilcilerinden biri de Âşık Daimi’dir.
Menzil almak ister isen
Gönül sabreyle sabreyle
Dostu bulmak ister isen
Gönül sabreyle sabreyle
Sabredenler menzil alır
Sabretmeyen yolda kalır
Sabreden maksudun bulur
Gönül sabreyle sabreyle
Bu âşıklık bir mihnettir
Haktan bize hidayettir
Sabır taşı selâmettir
Gönül sabreyle sabreyle
Daimi coş edip çağla
Pervaneni nara bağla
Öz gönlünü hakka bağla
Gönül sabreyle sabreyle
Dost sözcüğü, onun dilindeki ana sözcük gibiydi. Dostluğa çok önem verirdi;
Daimi’yim yanar aşkın çırağı
Dostun muhabbeti cennet otağı
Ancak şu dünyada derdin ortağı
Sazım figan eder tel yaralanır
Son iki dizeden de anlaşıldığı gibi derdini sazıyla pay etmektedir.
Daimi’nin şiirlerinde: Yunus, Teslim Abdal, Kaygusuz Abdal, Şah Hatayi, Seyrani, Derviş Ali gibi tasavvuf şairlerimizin etkisi sezilir. Onun güzel deyişlerinin yanında bir diğer üstünlüğü, saz vurmadaki tavrı ve gücüdür. Yazımızı menzile varan Âşık İsmail Daimi’nin ölümünden dört gün önce yazdığı ve değerli sanatçı Urfalı Babi’ye armağan ettiği şiirle sonluyoruz.
Âşık Daimi’nin sesi, sazı kulaklarımızda… dostluğun ile gönlümüze taht kuran Âşık, ruhun şadola…
Gel gönül bakalım merdanelere
Sakın akıl yorma divanelere
Baykuş gider konar viranelere
Bülbül ol gidelim gülşene gönül
Bulanık sel gibi akma her yana
Mürşidin sözünden çıkma yabana
Senliği benliği bırak bir yana
Gel iltifat eyle insana gönül
Daimi kendini üzme nafile
Meyil verme ikrarsıza cahile
Bağlanalım kemalâta kâmile
Girelim meclisi iğfana gönül (*)
Dipnot: (*) Ya da ihvana.
Yazan:
Mazlum Nusret KILIÇKIRAN
TRT İzmir Radyosu Türk Halk Müziği ve Oyunları Şefi.
Erzincan Nostalji Notu:
(*) Aşık Daimi, İstanbul doğumludur.
(**) Köyün ismi: Karahüseyin Köyü’dür.
Kaynak:
Türk Halk Müziği Oyunları Dergisi, 1983
Arşiv & Yayına Hazırlayan
Abdullah BOZDEMİR
(Erzincan Nostalji)