
Bir Şehrin Hafızasına Yolculuk: XVI. Yüzyıl Başlarında Erzincan
Önsöz
Erzincan, tarih boyunca yalnızca dağların, vadilerin ve Fırat’ın çevrelediği bir şehir değil; aynı zamanda medeniyetlerin, yolların, inançların, zanaatların ve insan hikâyelerinin kesiştiği, ipek yolu üzerinde kadim bir merkez olmuştur. Prof. Dr. İsmet Miroğlu‘nun bugün elimizde bulunan bu kıymetli çalışması, bizleri 1500’lü yılların başındaki Erzincan’a götürerek, şehrin Osmanlı idaresine geçiş sürecini, mahalle yapısını, nüfusunu, vakıf eserlerini, ekonomik hayatını ve kültürel dokusunu bütün ayrıntılarıyla gözler önüne sermektedir.
Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren Osmanlı kayıtlarına yansıyan Erzincan; mahalleleriyle, camileriyle, medreseleriyle, zaviyeleriyle, hanlarıyla, hamamlarıyla ve çarşılarıyla canlı bir şehir kimliği taşımaktadır. Tahrir defterlerinde yer alan bilgiler, Erzincan’ın yalnızca idari bir merkez olmadığını; aynı zamanda ilim, ticaret, ziraat ve zanaat bakımından gelişmiş bir şehir olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Erzincan, taşrada unutulmuş bir yer değil; kendi çağının şartları içinde üreten, öğreten, barındıran ve yaşatan güçlü bir şehir hafızasına sahiptir.
Bu metinde karşımıza çıkan Erzincan, çok katmanlı bir tarih tablosu sunar. Mahalle adları, nüfus kayıtları, vakıflar, medreseler ve zaviye isimleri; şehrin sosyal hayatının ne kadar zengin ve çeşitli olduğunu gösterir. Müslüman-Türk mahalleleriyle Ermeni mahallelerinin aynı şehir dokusu içinde kaydedilmiş olması, Erzincan’ın geçmişte farklı toplulukların izlerini taşıyan tarihi bir merkez olduğunu hatırlatır. Bu kayıtlar, bugünün diliyle yeniden yorumlanırken, geçmişi kendi şartları içinde anlamak ve şehir hafızasını bağlamından koparmadan okumak büyük önem taşır.
Erzincan’ın tarihindeki en hüzünlü gerçeklerden biri ise şüphesiz depremlerdir. Yüzyıllar boyunca yaşanan büyük sarsıntılar, nice camiyi, medreseyi, hanı, hamamı ve tarihi yapıyı ortadan kaldırmıştır. Fakat şehir yıkılıp yok olsa da hafıza bütünüyle silinmemiştir. Bugün eski eserlerin hiçbiri ayakta olmasa da, tahrir defterlerinde, vakıf kayıtlarında, seyyahların anlatılarında ve halkın belleğinde Erzincan’ın kaybolmayan bir sesi olarak yaşamaya devam etmektedir.
Bu çalışma, bize bir şehrin yalnızca binalardan ibaret olmadığını hatırlatır. Erzincan; bağlarında üzüm yetişen, bahçelerinde meyve olgunlaşan, çarşılarında kumaş dokunan, medreselerinde ilim öğretilen, zaviyelerinde yolcu ağırlanan, vakıflarıyla toplumsal dayanışmayı yaşatan bir şehir olarak karşımıza çıkar. Her mahalle adı, her vakıf kaydı, her gelir kalemi ve her tarihi eser bilgisi, geçmişten bugüne uzanan büyük bir hikâyenin parçasıdır.
“XVI. Yüzyılın Başlarında Erzincan Şehri” başlıklı bu metin, Erzincan’ın tarihi kimliğini anlamak isteyenler için kıymetli bir pencere açmaktadır. Bu pencerenin ardında yalnızca rakamlar, kayıtlar ve idari bilgiler değil; yaşayan bir şehir, üretken bir toplum ve zamanın derinliklerinden bugüne ulaşan güçlü bir Erzincan ruhu vardır.
Bugün bize düşen, bu mirası geçmişin bir hatırası olarak değil; şehrin kimliğini, kültürünü ve ortak hafızasını besleyen canlı bir kaynak olarak okumaktır. Çünkü Erzincan’ın geçmişini bilmek, sadece dünün izini sürmek değil; bugünün Erzincan’ını daha derinden anlamak ve yarına daha sağlam bir hafıza bırakmak demektir.
Abdullah BOZDEMİR
XVI. YÜZYILIN BAŞLARINDA ERZİNCAN ŞEHRİ (1516-1530)
İsmet MİROĞLU
İstanbul – 1975
İdari Durum
Yavuz Sultan Selim’in İran seferi esnasında (1514) sûlh yoluyla Osmanlı idaresine geçen Erzincan, Bayburt, Trabzon, Şarkî-Karahisar ve Canik ile birlikte Baş-Mirahur Bıyıklı Mehmed Paşa’nın idaresine verilmiştir¹.
Erzincan, 1514’den 1520 senesine kadar geçen devrede idarî bakımdan eyâlet statüsünü haiz olan Bayburt sancağı ile birlikte mütalâa edilmiştir². 1520’den itibaren zaman zaman Diyarbekir Beylerbeyiliği’ne zaman zaman da Rum (Rûm-ı hadîs) Beylerbeyiliği’ne ve bilâhire 26 Eylûl-3 Ekim 1535’de teşekkül eden Erzurum Beylerbeyiliği’ne bağlanmış bulunan Kemah sancağının bir kazası olmuştur. Bu durum 974 (M. 1566) yılına kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra Kemah livâsı lağvedilerek Erzurum’a bağlı kazalar arasına dahil edilince, Erzincan da ayrı bir kaza olarak Erzurum sancağına bağlanmıştır.
Tapu-Tahrir defterlerindeki kayıtlardan anlaşıldığına göre Erzincan, Güney Erzincan ve Kuzey Erzincan olarak ikiye ayrılmıştır⁴. Fırat nehrinin kuzeyinde kalan bölge Güney, güneyinde kalan bölge ise Kuzey Erzincan⁵ olarak mütalâa edilmektedir. Yavuz Sultan Selim zamanında Bayburt ve Kemah sancakları ile birlikte Erzincan da tahrir edilmiştir. 922-924 (M. 1516-1518) tarihleri arasında yapılan ilk tahrire göre, Erzincan’da bir sancakbeyi, 8 zeâmet ve 133 timar vardı⁶.
Bu tarihlerde Erzincan ve Bayburt bir sancakbeyinin idaresinde idi⁷. Kanuni’nin ilk zamanlarında yapılan icmâl niteliğindeki bir tahrirden kazada bir alaybeyi, 10 zaîm, eşkincilerle birlikte 155 sipahi ve 24 sipahizâde olduğu tesbit edilmiştir⁸. 1530 tahririnde de durum aynıdır⁹.
Bu üç tahrir muvâcehesinde Erzincan köylerini tesbit etmek mümkündür. Ancak 1530 tahririni gösteren defterin Erzincan’a ait kısmı eksik olduğundan köylerin adedini tam olarak vermek imkân dahilinde değildir. 1516-1518’de Erzincan’ın 112 köyü, 28 mezraası; 1520’de 121 köyü, 68 mezraası bulunmakta idi¹⁰. 1530’da 70 köyü olduğu tesbit edilmiştir. Bununla beraber bu tarihte de kazadaki köy sayısının en azından 1520’deki kadar olduğu tahmin edilebilir.

Erzincan’ın mahalleleri ve nüfusu:
922-924 (M. 1516-1518) ve 937 (M. 1530) yıllarına ait Tahrir defterlerinde Erzincan şehrinde 20 mahalle kaydedilmiştir. İlk tahrire göre bunun 7’sini Müslüman-Türk mahalleleri, 13’ünü Ermeni mahalleleri teşkil etmektedir. Ancak 1530 tahririnde Müslüman mahallelerinin 6, Ermeni mahallelerinin ise 14 olduğu görülmektedir. 1647’de Erzincan’ı ziyaret eden Evliya Çelebi, şehirde 48 mahalle bulunduğunu kaydeder¹¹.
Müslüman Mahalleleri:
- Halilullah Çelebi mahallesi: 1516’da 27 hâne, 16 mücerred; 1530’da 70 hâne, 1 imam, 2 müezzin, 1 pîrifâni, 2 muaf (avarızdan muâf), 8 berat sahibi, 2 sipahizâde, 12 nöker¹³, 7 nökerzâde;¹²
- Eskişehir mahallesi: 1516’da 24 hâne, 7 mücerred; 1530’da 35 hâne, 24 mücerred, 3 muaf;¹⁴
- Câmi mahallesi:¹⁵ 1516’da 94 hâne, 24 mücerred; 1530’da 75 hâne, 70 mücerred, 2 müezzin, 4 pîrifâni, 2 muâf, 6 berat sahibi, 8 nöker, 6 nökerzâde;
- Cemaleddin mahallesi:¹⁶ 1516’da 67 hâne, 11 mücerred; 1530’da 53 hâne, 40 mücerred, 2 müezzin, 2 pîrifâni, 6 berat sahibi, 2 nöker, 8 nökerzâde, 4 sipahizâde;
- Gürk-Barak mahallesi:¹⁷ 1516’da 40 hâne, 10 mücerred; 1530’da 36 hâne, 24 mücerred, 1 imam, 11 nöker, 7 nökerzâde;
- Hoca Şeyhi (Şeyhi Çelebi) mahallesi:¹⁸ 1516’da 80 hâne, 80 mücerred; 1530’da 57 hâne, 65 mücerred, 1 müezzin, 4 muaf, 3 berat sahibi, 4 zâviyedārzāde, 2 sâdât, 1 zenbil-keş, 1 pîrifāni, 18 nöker, 14 nökerzâde;
(Kilim-ana (?) mahallesi: 1530 tahririnde bu mahallenin ismi geçmemektedir. 1516’da 14 hâne, 4 mücerred bulunmakta idi.)
Ermeni Mahalleleri:
Bu mahallelerde her ne kadar Ermenilerin oturduğu kayıtlı ise de, isimlerin Türkçe olması, buraların daha önce Türklerle meskûn olduğu kana’atini hâsıl etmektedir.
- Çadırcı mahallesi:¹⁹ 1516’da 49 hâne, 19 mücerred; 1530’da 51 hâne, 24 mücerred, 1 muâf;
- Hoca Evran mahallesi:²⁰ 1516’da 14 hâne, 4 mücerred; 1530’da 21 hâne, 9 mücerred;
- Bozbeği mahallesi:²¹ 1516’da 14 hâne, 4 mücerred; 1530’da 15 hâne, 9 mücerred;
- Hoca Bekir mahallesi:²³ 1516’da 36 hâne, 21 mücerred; 1530’da 39 hâne, 19 mücerred, 1 muâf;
- Tökeloğlu mahallesi:²⁴ 1516’da 41 hâne, 13 mücerred; 1530’da 47 hâne, 17 mücerred;
- Çukur mahallesi:²⁵ 1516’da 10 hâne, 2 mücerred; 1530’da 17 hâne, 5 mücerred;
- Melik Hatun mahallesi:²⁶ 1516’da 37 hâne, 8 mücerred; 1530’da 54 hâne, 30 mücerred;
- Süleyman mahallesi:²⁷ 1516’da 19 hâne, 7 mücerred; 1530’da 23 hâne, 12 mücerred;
- Güzel Kazancı mahallesi:²⁸ 1516’da 23 hâne, 9 mücerred; 1530’da 17 hâne, 7 mücerred;
- Sağikoğlu mahallesi:²⁹ 1516’da 16 hâne, 7 mücerred; 1530’da 12 hâne, 7 mücerred;
- Bogos mahallesi:³⁰ 1516’da 10 hâne, 3 mücerred; 1530’da 11 hâne, 5 mücerred;
- Serkis mahallesi:³¹ 1516’da 19 hâne, 8 mücerred; 1530’da 25 hâne, 9 mücerred;
- Avanis mahallesi:³² 1516’da 26 hâne, 9 mücerred; 1530’da 20 hâne, 21 mücerred;
- Kiğlu mahallesi:³³ 1530’da 6 hâne, 3 mücerred bulunmakta idi.
Her hânede 5 kişi yaşadığı kabul edilmek şartiyle 1516 senesinde şehirde 2155 (%51,1) Müslüman-Türk, 1922’si (%48,9) Ermeni olmak üzere 4077 kişi bulunuyordu. 1530 yılında şehirdeki Türk nüfusun %2 nisbetinde arttığı, buna mukabil Ermenilerin aynı oranda azaldığı anlaşılmaktadır. Zikredilen senede (1530) şehrin nüfusu 4477 kişi olup, bunun 2479′-unu (%53,1) Türkler, 1998’ini (%46,9) Ermeniler teşkil etmekte idi. Burada şunu belirtmek lazımdır ki, Müslüman nüfusuna sipahi, azap ve kale muhafızı dahil değildir. Evliya Çelebi, kale içinde 200, kale dışındâ 1800 ev bulunduğunu kaydetmektedir³⁴. Bu taktirde XVII. yüzyılın ortalarında şehirde 10.000 kişi yaşadığı anlaşılmaktadır. XIX. asrın son yıllarına doğru şehrin nüfusu 23.000 e çıkmış olup, bunun 15.000 i Müslümandı³⁵.

Erzincan’ın Tarihi Eserleri:
Osmanlı devrinde ve ondan önceki devirlerde ileri bir kültür ve hayat seviyesine sahib olduğu anlaşılan Erzincan’da, câmi, mescid, medrese, zâviye, han ve hamam gibi birçok tarihi eserler mevcuttu. Fakat 1047, 1457, 1583, 1787, 1888, 1930 ve nihayet 1939 senelerinde vuku’a gelen şiddetli depremler, bunların hepsini yerle bir etmiştir³⁶. Bugün eski devirlerin hatırası olarak yalnız Ulu Câmi kalmıştır ki, bu da, ancak birkaç def’a tâmir görmek suretiyle varlığını günümüze kadar devam ettirebilmiştir³⁷. XVI. yüzyılın başlarına ait Tahrir defterlerinde Erzincan’da 2 câmi, 2 mescid, 10 medrese, 8 zâviye, 2 hankah ve 1 de buk’a (mekteb) kaydedilmiştir. Evliya Çelebi, şehirde irili ufaklı 70 kadar ibadethâne bulunduğundan bahsederek bunların 8’inin câmi’, 7’sinin de tekke olduğuna işaret eder. Bunlardan başka 11 tâne han ve Pür-Kalem ve İskender Bey adlariyle 2 meşhur hamam olduğunu kaydeder³⁸. 1530 senesinde tanzim edilen bir evkaf defterine göre, Erzincan’da mevcut tarihi eserler ve evkafı aşağıda gösterildiği gibidir:
Camiler:
1. Gülabi Bey Câmi’i (Ulu Câmi): Erzincan’ın en eski abidelerinden olup, bânisi Gülâbi Bey’dir³⁹. Câmi 1784 depreminden hasar görmüş ise de, yeniden eski tarzı üzerine tamir edilmiştir. Bundan başka 1871 yılında da bir tâmir görmüştür. Bu câmi’in avlusunda büyük tanınmış kimseler tarafından yaptırılmış medreseler vardı. Fakat bugün bunlardan bir eser kalmamıştır⁴⁰.
Câmi’in evkafı, Kilendi, Tabursenk, Tekranis, Köşünkâr ve Kurucatelek (Kurutelek) köylerinin sümn $(1/8)$ hubûbat hisseleriyle Mitini köyünün rub’ mâlikânesi, Pizvan köyünde 20 kilelik bir çiftliğin hâsılatı, 15 kıt’a zemin, 3 kıt’a bağ ve Hacı Kutluşa adında birinin Kurucatelek ve İrkân köylerinden vakfettiği $1/8$ hububat hissesinden ibaretti. Evkafın vâridâtı 17.100 akça olup, bunun yevmî 5 akçası imâmet, 5 akçası hitabet, 2 akçası sermahfil, 4 akçası müezzin, 7 akçası huffâz, 2 akçası ferrâş ve kayyum³⁷, 3 akçası nezaret, 2 akçası muarriflik (teşrifatçılık), 2 akçası muallimlik, 1 akçası halife, 2 akçası cibâyet, 1 akçası meremmet (tâmir etme, onarma), 6 akçası tevliyet, 2 akçası rugan ve burya (hasır), 1 akçası da cüzhanlık masraflarına tahsis edilmişti.
2. Halilullah Câmi’i: Halilullah Çelebi mahallesinde bulunmakta idi. Aynı mahallede bir de Halilullah çeşmesi vardı. Bu çeşmenin 852 (1448) yılında Mevlâna Celaleddin-i Rûmî’nin müridlerinden Halilullah Çelebi’nin oğlu İsa Çelebi tarafından yapıldığı bilindiğine göre, câmi’in de bu zat veya babası tarafından inşa edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir⁴⁰.Evkafı Tilhas ve Hallaç köylerinin $1/8$ hububat hisseleri ile Akdağ köyünün $1/2$ hububat hissesinden ve 27 kıt’a zeminden müteşekkildir. Evkafın geliri 6.999 akçayı buluyordu. Bu varidatın yevmî 3 akçası hitâbet, 3 akçası imâret, 2 akçası müezzin, 1 akçası ferrâş, 2 akçası tevliyet, 1 akçası muarrif, 4 akçası huffâz, 1 akçası rugan ve burya masraflarını karşılamakta idi⁴¹.
Mescidler:
1. Gürk-Barak mescidi: Aynı adı taşıyan mahallede idi. Kimin tarafından yapıldığı tesbit edilememiştir. 720 akça olan evkafı şehirdeki 2 kıt’a zeminden ibaretti. Bu meblâğ mescidin imam ve müezzininin masraflarına tahsis edilmişti⁴².
2. Gendümeciyan mescidi: İsmine bakılırsa bu mescidin Ermeni asıllı bir müslüman tarafından veya onun adına yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu mescid Câmi mahallesinde bulunmakta idi. Şehirdeki 1 kıt’a dükkân ile 1 kıt’a zeminden teşekkül eden evkafının geliri 360 akça tutmaktaydı⁴³.

Medreseler:
1. Atâbek medresesi: Bânisi ve yapılış tarihi bilinmemektedir. Evkafı Pulur köyünün $1/2$ ve Almasor köyünün tamam hububat hisseleriyle, 20 kıt’a zeminden müteşekkil olup, geliri 4930 akçayı bulmakta idi⁴⁴. Bunun yevmî 10 akçası tedris, 1 akçası talebe ve 2,5 akçası da tevliyet masraflarına ayrılmıştı.
2. Dârü’l-ilm medresesi: Bunun da kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı tesbit olunmamıştır. Kelariç köyünün $1/3$, Tahmir köyünün $1/2$ ve Bulmasor köyünün tamam mâlikânesinden müteşekkil olan evkafının geliri 6.939 akça idi. Bunun yevmî 15 akçası tedris, 2 akçası talebe ve 2 akçası da tevliyat masraflarını karşılayabilmekte idi⁴⁵.
3. Kadı İftiharüddin medresesi: Evkafı Pitariç köyünün $1/3$, Pizvan köyünün $1/8$ hububat hisseleri ile Mıgırsı köyü mâlikânesinin dokuz hissesinden iki hissesi ve bu köydeki bir çiftlikten ibaret olup, vâridatı 9.109 akçayı bulmakta idi⁴⁶. Bunun yevmî 18 akçası tedris, 4 akçası talebe ve 3 akçası da tevliyet giderlerine tahsis edilmiştir.
4. Melik Fahreddin medresesi: Bu medrese Mengüceklerden olup, «Gazi» ünvanı ile tanınan Erzincan hükümdarı Fahreddin Behramşah Gazi⁴⁷ (1168-1225) tarafından yapılmış olmalıdır. Hegirge, Vakıf Brastik ve Ahurcuk köylerinin $1/2$, Ula, Vağısa ve Ahurekrek köylerinin tamam mâlikânelerinden müteşekkil olan evkafının varidatı 10.359 akça idi⁴⁸. Bu gelirin yevmî 20 akçası tedris, 4 akçası talebe, 1 akçası ferrâş ve 3 akçası da tevliyet masraflarını karşılayabilmekte idi.
5. Taharten (Mutahharten) medresesi: Bu medrese, 1379-1403 seneleri arasında Erzincan Emîrliği’ni deruhte etmiş olan Mutahharten⁴⁹ tarafından inşa ettirilmiştir. Evkafı Mıgırsı ve Hahsor köylerinin tamam mâlikânesi ile Vartinik ve Viraskiğ köylerinin $1/2$ hububat hisselerinden ibâret olup, vâridatı 3.685 akçayı bulmaktaydı⁵⁰. Bu gelirin yevmî 7 akçası tedris, 2 akçası talebe ve 1 akçası tevliyet giderlerine ayrılmıştı.
Bu zikredilen medreselerden başka şehirde 5 medrese daha vardır: Lala medresesi, Nizamiye medresesi, Abdülkerim medresesi, Pervane medresesi, Borumbay medresesi. Bunların evkafı müsait olmadığından diğer medreselere ilhak edilmişlerdir⁵¹.
Zaviyeler:
- Mevlevihane zaviyesi: Bânisinin kim olduğu bilinmemektedir. Evkafı Hanzar köyünün $1/2$ ve Karmuri (Germüri) köyünün $1/8$ hububat hisseleriyle 1 kıt’a zemin ve bir de çiftlikten ibarettir⁵². Evkafın varidatı 4.350 akça olup, bunun yevmî 2,5 akçası meşihat, 1,5 akçası tevliyet ve senevî 2.910 akçası da yiyecek masraflarına tahsis edilmişti.
- Haydarihane zâviyesi: Bunun da bânisi ve ne zaman yapıldığı tesbit olunamamıştır. Evkafı şehirdeki 5 kıt’a zeminden müteşekkil olup, geliri 2.907 akçayı bulmakta idi⁵³. Bunun yevmî 2 akçası zâviye şeyhinin, senevî 1357 akçası da yiyecek masraflarını karşılayabilmekte idi.
- Taharten Bey zaviyesi: Taharten Bey tarafından yaptırılmış olmalıdır. Evkafı Dâcirek köyünün $1/2$ hububat hissesinden müteşekkil olup, geliri 720 akça idi⁵⁴. Bunun tamamı yevmî 2 akçadan zâviye şeyhinin giderlerine tahsis edilmişti.
- Kalenderhâne zaviyesi: Şehirdeki 1 kıt’a zemin, 3 kıt’a bağ ve 1 çiftlikten teşekkül eden evkafının varidatı 900 akça olup, bunun yevmî 1 akçası zâviye şeyhine, 1,5 akçası da yiyecek masraflarına ayrılmıştı⁵⁵.
- Pir Ömer zaviyesi: Evkafı şehirdeki 2 çiftlikten müteşekkildir. Geliri 720 akça olup, bunun yevmî 1 akçası meşihat, 1 akçası da yiyecek giderlerine sarfolunmakta idi⁵⁶.
- Uğurlu Mehmed Bey zâviyesi: Uzun Hasan’ın oğlu ve Fâtih Sultan Mehmed’in damadı olan Uğurlu Mehmed Bey tarafından yaptırılmış olmalıdır. Evkafı, şehirdeki 3 parça bağ ve bahçe ile Küçük Sürbehan köyünün tamam mâlikânesinden ve Büyük Köşünkâr köyünün $1/2$ hububat hissesinden müteşekkil olup, geliri 3.040 akçayı bulmaktaydı⁵⁷. Bunun yevmî 2 akçası meşihat, senevî 2.320 akçası da yiyecek masraflarına harcanmakta idi.
- Üryan Şeyh zaviyesi: Bânisinin kimliği tesbit olunamamıştır. Şehirdeki 2 kıt’a zemin ile 1 kıt’a bağdan ibaret olan evkafının vâridatı 360 akça tutup, bu gelirin tamamı zâvîye şeyhine tahsis edilmişti⁵⁸.
- Veled Bey zâviyesi: Akkoyunlu Beylerinden Veled Bey tarafından yaptırılmış olmalıdır. Evkafı şehirdeki 6 kıt’a zeminden müteşekkil olup, geliri 2.174 akça idi⁵⁹. Bunun yevmî 1 akçası meşihat, 1 akçası tevliyet, senevi 1.354 akçası da yiyecek masraflarına ayrılmıştı.
Hankahlar:
- Hankah-ı Ahi Ayna Bey: Erzincan Emîri Ahi Ayna Bey (öl. 1362) tarafından yaptırılmıştır⁶⁰. Ayna Bey, Eretna devletine tabi olarak Erzincan’da mühim siyasî faaliyetlerde bulunmuştur. Evkafı, Pişkedağ köyünün $1/2$ hububat hissesi ile aynı köydeki 1 kıt’a zeminden ibaretti⁶¹. Evkafın 3.047 akçayı bulan vâridatının yevmî 2 akçası meşihat, 1 akçası cibâyet, senevî 1967 akçası da yiyecek masraflarına ayrılmıştı.
- Hankah-ı Hoca Ağa: Evkafı Karayunus köyünün $1/8$ hububat hissesinden ibaret olup, geliri 1146 akça idi⁶². Bunun yevmî 2 akçası meşihat, senevî 426 akçası yiyecek masraflarını karşılayabilmekteydi.
Şehirde bir de buk’a (mekteb) vardı: Ahmediye buk’ası. Evkafı, Dengiri köyünün $1/2$, Karatuş köyünün $1/4$ hububat hisselerinden müteşekkil olup, vâridatı 2968 akçayı bulmakta idi⁶³. Bu gelirin yevmî 6 akçası tedris, 2 akçası da tevliyet giderlerine tahsis edilmişti.
Tahrir defterlerinde Erzincan’da tek bir hamam kaydedilmiştir: Çadırcı hamamı. Gürk-Barak mahallesinde idi. Çadırcı Şeyh adında bir zât tarafından inşa edildiği anlaşılmaktadır⁶⁴. Hamamın 2.800 akçayı bulan yıllık mukata’ası Pir Mehmed sipahinin oğlu Cemâleddin Çelebi tarafından «Ravza-i Mutahhara» ya vakfedilmiştir⁶⁵.

İktisadi Durum:
Erzincan, topraklarının zengin ve sulak olması sebebiyle bağ ve bahçe ziraatının pek gelişmiş olduğu bir şehirdir. Orta çağa âit hemen bütün kaynaklarda Erzincan bahçe mahsülleri bol ve havası güzel bir şehir olarak tasvir edilir. Şehirde ticaret ve sanayide gelişmiş bir durumda idi. Marco Polo’ya göre, burada gāyet güzel yünlü kumaşlar dokunurdu⁶⁶. XIV. yüzyıl seyyahlarından olup 1333’de Erzincan’a uğrayan İbn Batûta, şehrin büyük ve güzel olduğunu, ahâlisini Türkler ve Ermenilerin teşkil ettiğini, çarşılarının pek şirin olduğunu kaydettikten sonra, burada çeşidli kumaşlar dokunduğunu, civarda işletilen bakır madenlerinden kıymetli bakır eşya yapıldığını belirtir⁶⁷. Hamdullah Müstavfî-i Kazvînî’ye göre, Erzincan’da hubûbat, meyve, üzüm ve pamuk boldu⁶⁸. Şehrin vâridatı 33 tümen, yani 330.000 dinar tutuyordu ki, yaklaşık olarak 65 milyon lira eder⁶⁹. Erzincan’dan İlhanlı payitahtına, her sene 200 top kemha, 10.000 zira (arşın) iskarlat ve 10.000 zira kadife gibi kıymetli kumaşlarla birlikte 6.000 batman (men) armut, 8.000 batman elma ve 200 batman da kaysı gönderiliyordu⁷⁰. Bu rakamlar sanayi ve ziraatın pek gelişmiş olduğunu göstermek bakımından dikkate şayandır.
Erzincan Osmanlı devrinde juga pek mamur ve ileri bir şehir idi. Evliya Çelebi’ye göre bir bağ-ı irem misâli olan Erzincan’da on bir büyük han ile kıymetli eşya satılan taştan yapılmış bir bedesten bulunmakta idi. Meyve ve sebzesi çoktu. Katib Çelebi de Erzincan’da bol miktarda hubûbat, pamuk, üzüm ve meyve elde edildiğini kaydeder⁷¹.
Tapu-Tahrir defterlerindeki kayıtlara göre Erzincan’da yetiştirilen ürünler şunlardı: Buğday, arpa, kâvers (ak darı), zeğrek, fig (kara burçak), penbe (pamuk), kendir, bakla, ve nohut. Meyvelerden başta üzüm olmak üzere, elma, armut, kiraz, kayısı, dut ve ceviz yetiştirilmekte idi. Bağlarda yetişen üzümlerden şıra ve şarap yapılırdı.
Osmanlı idaresinin henüz yeni yerleştiği sıralarda bu bölgede Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan (Hasan Padişah 1453-1478) kanunlarının bir müddet daha yürürlükte kaldığı anlaşılmaktadır⁷². Bilhassa Bâc-ı büzürk ve Tamgâ-i siyah kanunları aynen muhafaza edilmiştir⁷³. Ancak Osmanlı vergi sistemine uymayan ve reâyaya birçok külfetler yüklediği anlaşılan bu vergilerden büyük bir kısmı, çok geçmeden kaldırılmak, hafifletilmek veya değiştirilmek suretiyle, Osmanlı vergi sistemiyle telif edilmiştir. 922 (1516) tarihli Erzincan kanunnâmesi’nde Erzincan’da satılan mallar ile buradan transit olarak geçen mallardan alınacak resmin miktarı tesbit edilmiştir. Şehirde satılan mallardan tamgâ-i siyah (kara damga), transit olarak geçen mallardan ise «bâc-ı büzürk» adı altında bir vergi alınırdı⁷⁴.
Şehir gelirinin mühim bir kısmı sancak-beyi hassı olarak ayrılmıştı. Gelir kaynaklarının en önemlisini şehirdeki boyahâne mukata’ası ile kara damga ve meyhane vergileri teşkil etmekte idi. 1516-1518 yılları arasında tanzim edilen Tapu-Tahrir Defteri’ne göre şehrin yıllık vâridatı 224.753 akçaya varıyordu⁷⁵. Bunun 120.000 akçası kara damga ve meyhane resmi, 50.000 akçası boyahane mukata’ası, 15.000 akçası şehirdeki ve civardaki değirmen resimleri, 2.000 akçası yayalak resmi, 1.000 akçası memliha (tuzla) mukata’ası, 1.000 akçası civarında beslenen av kuşları resmi, 12.025 akçası şehirde oturan hıristiyan ahâliden alınan ispençe (hâne başına 25 akça) resmi, 5.129 akçası badihava ve arûsiye resmi, 5.000 akçası cerâim resmi, 5.600 akçası hınta (buğday) öşrü, 3.000 akçası şair (arpa) öşrü, 5.000 akçası da şehirdeki birkaç kıť’a zeminin geliri olarak tahsil ediliyordu⁷⁶.
Aynı senelerde Erzincan vilâyeti dahilindeki padişah hasları 146.000 akça tutuyordu⁷⁷. 1530 tarihli defterde Erzincan’ın gelir durumu şu şekilde gösterilmiştir: tamga ve meyhane mukata’ası 90.000 akça, boyahâne mukata’ası 55.000 akça (toplamı 145.000 akça tutan bu vâridat Bayburt sancakbeyi’nin hassı olarak ayrılmıştı.) 12.000 akça şehir ihtisab mukata’ası (Kemah sancak beyi’nin haslarına dahildi), İspençe resmi 14.300 akça, hınta öşrü 10.500 akça, şa’îr öşrü 5.065 akça, kâvers öşrü 745 akça, orum öşrü 175 akça, zeğrek öşrü 77 akça, penbe (pamuk) 29 men (batman) 570 akça, bostan ve meyve resmi 957 akça, küvvâre resmi 354 akça, bezirhâne (5 aded) geliri 300 akça, badihava ve arusiye resmi 4623 akça, âdet-i ağnam resmi 4.000 akça⁷⁸.
Yekûn 195.543 akça tutuyordu. 1566 yılında şehrin geliri 234.000 akçaya ulaşmıştır: damga resmi ile meyhane ve kumaş gümrüğü resmi 64.000 akça, şehir mahsüllerinden elde edilen vergi 50.000 akça, boyahâne mukata’ası 60.000 akça, şehir ihtisab mukata’ası 35.000 akça, badihava ve arusiye resmi 25.000 akça⁷⁹.
Netice olarak denebilir ki, Erzincan şehri XVI. asırda iktisadi bakımdan ileri bir seviyede idi. Boyahâne varidatının yüksek oluşu şehirde dokuma sanayi’inin gelişmiş olduğuna delildir.
Metinde geçen kısaltmalar: BA: Başbakanlık Arşivi; TD: Tapu Defteri.
¹ Hoca Saadeddin Efendi, Tâcu’t-Tevarih, İstanbul 1279, c. II, s. 284; İbn Kemâl, Defter IX, Fâtih ktp. Nr. 4221, 235/a.
² Bu hususta daha fazla malûmat için bk. İsmet Miroğlu, XVI. yüzyılda Bayburt Sancağı, İstanbul 1975, s. 23-24.
³ Rûm-ı hadîs tabiri için bk. M.T. Gökbilgin, XV. ve XVI. asırda Eyalet-i Rum, Vakıflar Dergisi, sayı VI (1965), s. 51-61.
⁴ BA, TD 387, s. 802.
⁵ BA, TD 313, s. 101-105-111.
⁶ BA, TD 468, s. 21; BA, TD 967, s. 118.
⁷ 1520 tarihli Karaman-Rum icmali (BA, TD 387).
⁸ BA, TD 387, s. 802.
⁹ BA, TD 168.
¹⁰ BA, TD 60; BA, TD 168.
¹¹ Seyahatnâme, İstanbul 1314, c. II, s. 381.
¹² BA, TD 60, s. 4; BA, TD 168, s. 127-128.
¹³ Bu kelime, Şark vilayetlerinde sipahi anlamında kullanılmaktadır (bk. 937/1530 tarihli Bayburt kanunnâmesi, BA, TD, 966, s. 92).
¹⁴ BA, TD 60, s. 5; BA, TD 168, s. 128-129.
¹⁵ BA, TD 60, s. 5; BA, TD 168, s. 129-131.
¹⁶ BA, TD 60, s. 8; BA, TD 168, s. 131-132.
¹⁷ BA, TD 60, s. 9; BA, TD 168, s. 133-134.
¹⁸ BA, TD 60, s. 7; BA, TD 168, s. 134-135.
¹⁹ BA, TD 60, s. 9.
²⁰ BA, TD 60, s. 7; BA, TD 168, s. 136-137.
²¹ BA, TD 60, s. 6; BA, TD 168, s. 137.
²² BA, TD 60, s. 6; BA, TD 168, s. 137.
²³ BA, TD 60, s. 6; BA, TD 168, s. 135.
²⁴ BA, TD 60, s. 7; BA, TD 168, s. 137.
²⁵ BA, TD 60, s. 12; BA, TD 168, s. 138.
²⁶ BA, TD 60, s. 12; BA, TD 168, s. 138-139.
²⁷ BA, TD 60, s. 12; BA, TD 168, s. 139.
²⁸ BA, TD 60, s. 12; BA, TD 168, s. 139.
²⁹ BA, TD 60, s. 13; BA, TD 168, s. 140.
³⁰ BA, TD 60, s. 13; BA, TD 168, s. 140.
³¹ BA, TD 60, s. 13; BA, TD 168, s. 140.
³² BA, TD 60, s. 13; BA, TD 168, s. 141.
³³ BA, TD 168, s. 141.
³⁴ Aynı eser, c. II, göst. yer.
³⁵ V. Cuinet, La Turquie d’Asie, Paris 1892, c. I, s. 210 v.d.³⁶ Ali Kemali, Erzincan Tarihi, İstanbul 1932, s. 235-236.
³⁷ Camide temizlik işlerine bakan hademe; vakfın malını koruyup gözetmekle görevli kimse.
³⁸ Aynı eser, c. II. göst. yer.
³⁹ BA, TD 199, s. 30-31.
⁴⁰ Ali Kemali, Aynı eser, s. 229.
⁴¹ BA, TD 199, s. 32-33.
⁴² BA, TD 199, s. 36.
⁴³ BA, TD 199, s. 37.
⁴⁴ BA, TD 199, s. 28.
⁴⁵ BA, TD 199, göst. yer.
⁴⁶ BA, TD 199, s. 27.
⁴⁷ Bunun için bk. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 61 v.d.
⁴⁸ BA, TD 199, s. 26.
⁴⁹ Mutahharten hakkında daha fazla bilgi edinmek için bk. Yaşar Yücel, XIV-XV. yüzyıllar Türkiye Tarihi Hakkında Araştırmalar, Belleten, sayı 140 (Ankara 1971), s. 665-719.
⁵⁰ BA, TD 199, s. 26.
⁵¹ BA, TD 199, s. 29-34.
⁵² BA, TD 199, s. 38.
⁵³ BA, TD 199, s. 37.
⁵⁴ BA, TD 199, s. 37.
⁵⁵ BA, TD 199, s. 37.
⁵⁶ BA, TD 199, s. 39.
⁵⁷ BA, TD 199, s. 38.
⁵⁸ BA, TD 199, s. 40.
⁵⁹ BA, TD 199, s. 39.
⁶⁰ Tarihi Takvimler, nşr. Osman Turan, Ankara 1954, s. 80-81.
⁶¹ BA, TD 199, s. 39.
⁶² BA, TD 199, s. 36.
⁶³ BA, TD 199, s. 36.
⁶⁴ BA, TD 199, s. 30.
⁶⁵ BA, TD 199, göst. yer.
⁶⁶ Travels of Marco Polo, nşr. Yule, London 1929, I, 46-47.
⁶⁷ Seyahatname, trc. Şerif Paşa, İstanbul 1333, I, 328.
⁶⁸ Nüzhetü’l-Kulûb, nşr. M.D. Siyaki, Tahran 1336, s. 110; krş. G. Le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, Cambridge 1939, s. 118.
⁶⁹ Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 72.
⁷⁰ Aynı eser, I, göst. yer.
⁷¹ Cihannümâ, İstanbul 1145, s. 424.
⁷² Bk. TD 60, 1516 tarihli Erzincan kanunnamesi, s. 1-2.
⁷³ Aynı kanunnâme, s. 2.
⁷⁴ Aynı kanunnâme, göst. yer.
⁷⁵ BA, TD 60, s. 10.
⁷⁶ BA, TD 168, s. 145.
⁷⁷ BA, TD 168, göst. yer.
⁷⁸ BA, TD 168, s. 144.
⁷⁹ BA, TD 468, s. 121.
* * *
Kaynak:
İsmet MİROĞLU
Tarih Dergisi – Sayı 28-29’dan ayrı basım
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Matbaası, İSTANBUL – 1975
Arşiv & Yayına Hazırlayan :
Abdullah BOZDEMİR (Erzincan Nostalji)













