Ana Sayfa İz Bırakanlar Beyhani’yim Budur Halim…

Beyhani’yim Budur Halim…

0
209

Dost Divanında ‘Hazin’ Bir Gönül Sesi:
Aşık BEYHANİ

Türk halk müziği ve aşıklık geleneği, kimi zaman bir sazın telinde, kimi zaman gurbette, kimi zaman da sıla özlemiyle yanmış bir gönlün dilinde ölümsüzleşir. “Yolumuz Gurbete Düştü”, “Kirpiklerin Ok Eyle”, “Benim Gibi”, “Sürüne Sürüne Kapına Geldim”, “Eğer Gider İsen Bizim Ellerden”, “Vurdun da Deldin Sinemi”, “Zarfa Koydum Gözyaşımı”, “Beyhude Süs Verme Kendine” gibi daha bir çok ölümsüz eserin sahibi olan Aşık Beyhani, Erzincan’ın Çayırlı yöresinden yetişen geleneğin içli, vakur ve derin seslerinden biridir.

Asıl adı İbrahim Engin olan Beyhani, çileli ve kısa ömrüne rağmen ardında dostlukla, muhabbetle, inançla ve insan sevgisiyle yoğrulmuş güçlü deyişler bırakmıştır. Onun şiirlerinde yalnızca bir aşığın sitemi değil; Anadolu kadim geleneğinin, Alevi-Bektaşi yolunun, gurbetin ve sılanın, vefanın ve hakikat arayışının sesi duyulur.

Beyhani’nin sazı da sözü de gösterişten uzak, fakat gönüle işleyen bir derinliğe sahiptir. Sevda onda yalnız beşeri bir duygu değil; dost kapısına, erenler yoluna ve Hakk’a açılan bir iç yolculuktur. Bu yüzden onun deyişlerinde “dost” bazen sevgili, bazen mürşit, bazen de hakikatin ta kendisidir.

1972 yılında Nejat Birdoğan’ın kaleme aldığı aşağıdaki önsöz, Aşık Beyhani’nin hayatına, sanatına ve ardından söylenenlere ışık tutan kıymetli bir belge niteliğindedir. Nida Tüfekçi’den Şemsi Yastıman’a, Aşık Daimi‘den Orhan Gencebay‘a kadar birçok ismin tanıklığı, Beyhani’nin yalnızca bir ozan değil; gönül ehli, çelebi yaradılışlı ve halk irfanının taşıyıcısı bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.

Kısacık ömrüne sığdırdığı deyişlerle Beyhani, bugün hâlâ sazın, sözün ve dost meclislerinin hatırlı adlarından biridir. Onu anmak, yalnızca bir halk ozanını yâd etmek değil; Anadolu’nun gönül diline, incelikli söz geleneğine ve “insan insan olmalı” diyen kadim irfana kulak vermektir.

Ruhu şad, sözü daim olsun.

Abdullah BOZDEMİR

 



BEYHANİ

HAYATI VE DEYİŞLERİ

8 Temmuz 1972, İstanbul

Nejat BİRDOĞAN

Önsöz

Radyolarda, sahnelerde, plâklarda ezgiler duyarız bazen. Sazı sözünden, sözü sazından yanıktır. Şimdiye dek 6 ezgisini duyduğumuz Beyhani’nin henüz su yüzüne çıkmamış ezgileri ve deyişleri de elbette ki vardır. Şimdilik elde bulunan 197 deyişi ve 6 ezgisi ile içlilik, gerçeklik ve dostluk alanlarını dolduran bu Ozanı ölümünün ilk yıldönümüne çok az kaldığı bu günlerde sizlere de tanıtmak istedik.

Mutlu bir rastlantı karşımıza kardeşi Hüseyin Engin‘i çıkardı. 1972 Temmuz ayı içinde dostları, yakınları, saz arkadaşları bir anma günü düzenlemişlerdi. Çoluk çocuğu, kardeşi, gelini hep birlikte deyişlerini elde etmeye çalışıyorlardı. Hocamız İhsan Hınçer Bey gecenin koruyuculuğunu almış, Sayın Hatice Gencay deyişlerinin kitap haline getirilmesini sağlamıştı. İçli Ozanın hayatı ve deyişlerinin eleştirisi de bize düştü.

Beyhani, Erzincan’ın Çayırlı ilçesine bağlı eski adıyla Esbeverek, yeni adıyla Verimli köyündendir. 1933 yılında bu köye çok yakın Gomga köyünde doğdu. Bu köyde doğuşu bir raslantıdır. Asıl köyleri Verimlidir. O zamanlar Çayırlı bir bucaktı ve Tercan’a bağlıydı. Tercan, gerek doğa güzellikleri, gerekse alevi yolağının sonucu içli ve duygulu kişiler kaynağıydı. Dağ, taş ozan doluydu. Her yerde de bu ozanları koruyan, gözeten gönül ehli zenginler, beyler vardı.

Babası Hüseyin, anası İbrahim kızı gülizar’dır. Ortakcılıkla geçinen dar gelirli bir ailedirler. Beyhani’nin asıl adı İbrahim’dir ve çocukların en büyüğüdür. Sırasıyla ana baba bir Ziynet, Hüseyin, Ahmet ve ana ayrı Ali Hıdır adlı 4 kardeşi daha vardır. Ana Gülizar, ozan gönüllü, doğuşlu deyişleri olan, sesi güzel bir anadır. Denebilir ki Beyhani, özelliğini anasından almıştır. 5 kardeş içinde bir de Hüseyin, saz çalmakta ve okumaktadır. Soyadları ise Engin’dir.

O zamanlar Verimli’de okul da yoktu. Ancak kendi deyimlerince köylerdeki âlimlerden İsmail Efendi ve Cafer Ağa çeşitli günlerde toplantılar yaparlar ve Köyün çocuklarına, gençlerine Kur’anın, yolağın, dostluğun niteliklerini, üstünlüklerini öğretir, saz ve söz dinletirlermiş. Hele Cafer Ağa, sazını eline alır, okunan Kur’anın ezgisine uydurur ve deyişle benzetmeler yaparmış. Görülüyor ki Verimli köyü Kur’anla, gönül coşkunluğunu birleştirmesini bilmiş, karanlık yobaz perdelerini yırtıp atmıştır. Köylü, Kur’anı anlamayarak veya korkarak değil bilerek, severek ve hoşlanarak dinlemektedir. Sık sık da köye gezgin Ozanlar gelmekte, Beyhani bunları da görüp tanımaktadır. Bu ozanlardan en çok İldeşi ve tanıdığı Davut Sulari‘ye (Doğ. 1927) ısınmıştır. Aynı köyden şimdi hayatta olan bir de Nişani adlı ozan vardır.

Beyhani’nin ilk saz ustası çok güzel kabak, kemençe ve bağlama çalan amcası Rıza Efendi’dir. Saz da ustalaşması da Davut Sularıyla olur. Beyhani, 14 yaşında iken babası O’nu Davut’un yanına katar. İki ozan (20 ve 14 yaşlarında) Suriye, Irak ve İran’ı dolaşırlar. Çekmedikleri, görmedikleri kalmaz. Aç susuz kalırlar. 9 gün yalnız hurma ile geçinirler. 2 yıl sonra dönerler. Beyhani gelişmiş, ağırlaşmış ve iyice ustalaşmıştır. Ancak ne rüya, ne bâde. Hiçbir şey dememekte, kendisine «nedir bu durum?» dendiğinde ise şu cevabı vermektedir: «Âşıklık, bir dâd-ı haktır. Bakmayın gerisine».

Beyhani, bu dönemde mahlâsını (tapşırma) almıştır. Yolak ve dinsel bilgilerini arttırmış, deyişlerinde kolaylığa varmış ve gene yollara düşmüştür. Özgürdür, gezmeği çok sevmektedir. Ancak, ana baba ocağı da onu ister ve gezmesini önlemek için bir yuvaya bağlamak zorunluluğunu duyarlar. 1954 yılında bibilerinin (Hala) kızı Aslı ile evlendirirler. Bu evlilikten şimdi Kenan (11), Selvi (9), Nazlı (5) ve Nâzan (2) adlı 4 çocuğu vardır.

1956 yılında askere gider. Askerlik görevini Edremit ve Rami’de yapmış ve 1960 dan sonra da İstanbul’a yerleşmiştir. Önce çeşitli yapılarda ustalık, sonra şoförlük yaptı. Bu arada sık sık, halk ozanları, Hacı Bektaş ve Pîr Sultan gecelerine katılırdı. Geçimini iyi kötü yoluna koymuştu. Mart 1971 de mafsal romatizması zannı ile Şişli Etfal hastanesine yattı. Ağrılar dinmedi. Kaplıcalara girdi. Ağrı kesilmedi. Köyüne gitti, döndü. Bu kez Amerikan hastanesine yattı. Böbrek Üremisi olduğu anlaşıldı. Kanı zehirleniyordu. Yapma böbrekle 6 gün yaşadı. 17 Ağustos 1971 de 38 yaşında iken öldü. Mezarı Kâğıthane’dedir.

Orta boylu, zayıfça, bıyıklı, esmer bir ozandı. İyiye yakın saz çalar ve güzel söylerdi.

Beyhani, sağlığında ne kadar deyiş dedi? Ardısıra ne bıraktı? Bu soruları tam olarak cevaplandıramıyoruz. Kardeşi Hüseyin Engin, topladığı kadar toplamış. Bu arada Hatice Gencay Hanımefendi de Beyhani ve Davut Suları karşılaşmasının tümü kendi sesleriyle kayıtlıymış. Şemsi Yastıman‘da bir kaç deyişi varmış. Bunlar ve belki de başkalarında ileride ele alınacak. 6 ezgisinin notalarının yayınlanmasını çok isterdim. Bir olanak arayacağız. Bu ezgiler âleviler arasında çok tutulan hüseynî ve uşşak dizileriyle yapılmıştır. Gerçekten çok tatlı besteler ve güftelerdir. Beyhani, bu güfteleri sevgi üzerine yaptığı sitemli deyişlerinden seçmiştir. Diyebiliriz ki Ozanımızın en güzel deyişleri de bu sitem sözleridir.

Bu deli gönlüme azap eyledin,
Ne sordumsa aksi cevab eyledin,
Yıktın han ü mânım harab eyledin,
Sineme mekânın kurma bir daha.

Derdine düşeni figan eyledin,
Döktün gözyaşımı umman eyledin,
Bağ ve gülşenimi viran eyledin,
Kapımdan içeri girme bir daha.

dizileri ile Beyhani kime seslendi. Bilemiyoruz. Çok gezdi ve gördü. Kimden yüz bulamadı veya vefa bulamadı? Bu da belli değil;

Her dert ile ölmez idim,
El kemine gülmez idim,
Zûlm ettiğin bilmez idim,
Vurdun da deldin sinemi.

Bu neşterin sahibine bir yandan da teşekkür edeceğiz. Eğer Beyhani, böyle yaralanmasaydı bu güzel, bu kıvrak, bu alımlı değişler ve ezgiler ortaya çıkar mıydı? Türk halk ozanlığının güçlü adı sesini böylesine duyurabilir miydi?

Beyhani’yim budur hâlim,
Dosttan ayrı düştü yolum.
Bu ayrılık bize zûlüm,
Hazin hazin ağlar gönül.

Erzincan ve Sivas yöresi halk ozanlarına özgü olan alevi yolağı sözcüklerini kullanma yüzünden bazen deyişlerinde arapça, farsça geçiyor. Bu yolağın gereğidir.

Dedim arş ü kürsü yer gök olmadan
Dedi ki kandilde, nûrda idim ben.

Bunun dışında konuşulan Türkçeye çok bağlıdır. Aslında imanlı deyiş de vardır. Beyhani, bu deyişlerde yanlış anlaşılmanın ızdırabını çekiyor. İnancı dostluktur, bağlılıktır, birliktir. Dünyayı Kalır sananlar aldanıyorlar yol, erenler yoluysa, divan, dost divanıysa kutludur. İşte bir iki dörtlük.

Bu yol, Muhammedin yolu değil mi?
Ali, der dönenler veli değil mi?
Şaha kurban olan belli değil mi?
Beyhani’ye derman oldu Pir Sultan…

veya

Eğer uğrar isen dostun eline,
N’olur şu divane halinden söyle.
Nedersin dünyanın kıyl ü kaline
Söylersen erenler yolundan söyle…

veya

Muhabbet yoluna ermeyen insan,
O kapıdan içre girmeyen insan,
Dostun divanına durmayan insan,
Elbet ikilikten alâmet olur.

Beyhani, bildiği kadarıyla tasavvufa büyük ölçüde inanıyor. Ona göre âşık, mâşuk tümüyle Tanrının isteğidir.

Tanrı, şâdetmesini sever. Bir yandan da eski ozanların adını anarak bu inancı şöyle anlatıyor.

Mecnunu Leylâya bestekâr ettin,
Ferhat’ı Şirin’le ah ü zâr ettin,
Garib’e dünyayı gülizar ettin,
Sanemi murada verdin şâd ettin.

Aşık, mâşukuna etmez bu âhı,
Selvinin nârına yaktın Emrahı,
Derman olmaz dünya olsa cerrahı,
Eyyübün halini sordun şâd ettin.

Bütün dileği âleviliğin eşsiz aşkı ile Tanrıdır. Dost yüzünde O’nu görür. Yoksa ne cennet, ne beşer, Beyhani istemez bunları, Dilerseniz iki dörtlükle bu konuya eğilelim ve sözü bitirelim.

Benim gönlüme meftun olmuş yüzüne,
Cennette huri-yi gılman istemem,
Derdin gütmek için düştüm izine,
Beşer ile zevk-i devran istemem.

Mansür olan kişi dârdan olmalı,
Cemâli hak olan nûrdan olmalı,
Kemliği bertaraf vardan olmalı,
Dost, dosta hışmedip ziyan istemem.

Haziran 1972
Nejat BİRDOĞAN

 


Aşık BEYHANİ


BEYHANİ İÇİN NELER DEDİLER

NİDA TÜFEKÇİ DEDİ Kİ,

«Günümüz ozanları içinde alçak gönüllülüğü, çelebi yaradılışı, dünya nimetlerine önem vermeyen karakteri ile hemen hemen herkes tarafından sayılıp sevilen bir ozanımızdı. Küçük yaştan beri bir lokma, bir hırka ile yetinerek diyar diyar dolaşmış, yurt sevgisine, insan sevgisine olan özlemini dile getirmeye çalışmıştır. Doğuştan söyleme konusundaki üstün yeteneği, bu alandaki gücü çok ozanlara pes dedirtmiş, çok âşığa el öptürmüştür.

Ancak bu olanaklar dahi onu şımartmamış, insanî zaaflara sürüklememiştir ki bu da her ozana, her insana nasip olmayan bir meziyettir. Yaşamı boyunca çile çeken, gününü yokluklar içinde gün eden sanatçı derdini ve acısını deyişlerinde dile getirmiştir. Tutulduğu hastalık O’nu en verimli çağında aramızdan ayırdı. Büyük ozanı saygı ve rahmetle anarım.»

ŞEMSİ YASTIMAN DEDİ Kİ,

«Aşık Beyhani ile ilk defa Beşiktaş’ta, bizim gariban saz dükkânında, 1954 yılında tanışmıştık. Edebiyat ve tasavvuf yönünden çok iyi anlaşırdık. Hafta geçmezdi ki toplanıp dem sofraları kurardık. Saz, söz, şiir, sohbet… neler, neler. Zamanı ve akranı içinde hakikaten pek az bulunur bir âşıktı, şâirdi.

Seneler geçtikçe hepimiz, çoluk, çocuk, geçim derdine düştük. Sık sık toplanmalarımız, zamanla seyrekleşmeğe başladı. Ama sevgimiz, dostluğumuz hiç aksamadı. Bir de acı haberi duyduk ki Beyhani göçmüş. Eh, işte erinde gecinde bu iş olacakmış ki oldu. Bizler de elbet bir gün aynı yolculuğa çıkacağız. Ama ne zaman? Bunu sahibimiz tayin eder ve zaman gösterir. Cenab-ı Allah ne verir ise hayırlısını versin.

Beyhani’nin bizim ev halkını tasvir eden akrostiş şiirini yayınlanacak kıymetli kitabına bir hatıra olarak sunuyorum.

Şu gönlümde        mihman       kaldı altlıcan,
Eşi sadık               üzü              emin kalmış mı?
Merttir gönlü        naci             neslidir inan,
Simasında            erdir             azat olmuş mu?
İkrara ahd            verdi            nasib-i zemzem,
Yayı çekti             vurdu           cisminde o dem.
Aşinadır                2 evi            ahkâm-ı emlem,
Sahibine               rahtır           niyaz bilmiş mi?
Ta ezelden            iki                avaz bendedir,
İradede                 nam-           niyaz bendedir,
Muhibbanım,        ani               düvaz bendedir,
Aciz kaldım,          n’olur          yârim gelmiş mi?
Ne güzeldir           selvi            için bağbanı,
Nevbaharda          açar             bağ u bostanı.
Dosta yazdın,       naçiz           destan Beyhani,
Bilmem ki dost     kabul          edip almış mı?

Bu dörtlük de bizden Beyhaniye yadigâr olsun,

ECEL, PENÇESİNİ VURDU ANİDEN,
YOKSUN KALDIK BİZLER DOST BEYHANİ’DEN.
VAKTİ GELEN GİDER MÜLK-İ FANİDEN-
KALANA SELAMET, GİDENE RAHMET.»

 

CEMİLE CEVHER DEDİ Kİ,

«(Ölürsem olmaz haberin) demiştin Bana. 1971 Ağustos’unun 16, 17, 18. günleriydi. Hacı Bektaş Veliyi anma törenine gitmiştim. Senin bu eserini okurken yüreğime bir ateş düştü. Beni yaktı kavurdu. Cehennem nârı gibi garip garip ağladım ağladım. Neden, niçin ağladım, bilmiyorum… İstanbul’a döndüğümde öğrendim acı hakikati. Demek döktüğüm gözyaşları senin içinmiş. Hani bana duyurmayacaktın ölümünü? Hani, haberim olmayacaktı?

Eğer gider isen bizim ellerden,
Sakın bu diyara varma bir daha,

demiştin. Bilseydim dönmezdim.»

AV. İBRAHİM KAMİL KARAMAN DEDİ Kİ,

«Aşık Beyhani, Türk halk edebiyatında âşık tarzının son ve en güçlü mümessillerindendir. O’nu hatırlayan her dost, içi burkula burkula, «ne olur, o güçlü fakat engin gönüllü ozan daha yaşasa, bize daha nice eserler kazandırsaydı.» der. Hem de saygı ile düşünmeye başlar. Eserleri, O’nu insanlığın dilinde ve gönlünde ebediyete kadar yaşatacaktır.»

ORHAN GENCEBAY DEDİ Kİ,

«35 milyonda parmakla gösterilecek kadar az olan gerçek âşıklar arasında, ön saflarda yer alan Beyhani, Türk halk edebiyatında yeri doldurulamıyacak büyük bir değerdi. Ömrü vefa etseydi ölümsüzlüğü bugünkünden çok daha fazla takdir edilecekti. Büyük insan Beyhani’nin hatırasına hürmet etmemek elde değil. Ruhu şad olsun.»

AŞIK PİRALİOĞLU KURBAN KILIÇ DEDİ Kİ,

«Rahmetli Ozanımızı anarken O’nun çağdaşı, arkadaşı, meslektaşı olarak merhuma, sağlığında olduğundan daha ziyade aramızdan ayrılmasından sonra duyduğum içten muhabbetin hâtırasına izafeten şu anda duyduğum ilhamı ifademi O’nun ruhuna akan gözyaşlarımla armağan ederek haberdar olacağına inanıyorum.

Nevcivan bir çağında yağız çehreli Ozan,
Maşukun dost bağında ötmektesin Beyhani,
Ne çeşit tarif edem, ne türlü destan yazam,
Sen, KURBAN’ın gönlünde tütmektesin Beyhani.»

HASAN İPÇİ DEDİ Kİ,

«Âşık Beyhani, eserleriyle halk ve tasavvuf edebiyatımızda bir yıldız, halk musikimizde bir ezgi, ehl-i beyt dalında şeyda bir bülbül olarak daima yaşıyacaktır. Ey, Beyhani Baba, Sen ebediyet yurdunda rahat uyu, ardından hazin hazin ağlamak bize düştü.

Hasan İpçi de kim, âşıklar sözü,
Hakikatı söyler, kaçırmaz dozu.
Ne kadar takındı ise bu pozu,
Hakikatta âşıkların ayak tozu.»


OSMAN SORNA DEDİ Kİ,

«Bendeniz Beyhani’nin samimi arkadaşlarından birisi olarak topladığım eserleri ile kitabına bir parça katkıda bulunduğum için kendimi bahtiyar hissediyorum. Şöyle ki, Kendisi ile sık sık görüşürdük. Beyhani, sazı eline alınca ben de kâğıdı, kalemi alır, Beyhani irticalen söyler ben de rabıtasın bozmamak kaydı ile yetiştirebildiğim kadarını yazardım. Böylece birkaç şiirini de sizlere Biz sunmuş oluyoruz.

(Osman Sorna’nın yolladığı Beyhani’ye özgü deyişler)

1-

Eğer kâmil isen kendi sırrını,
Sakın ha, ağyare sezdirme Osman.
Benliği terk eyle kemal olasın,
Gönlünü havada gezdirme Osman.

Ben müminim diye benlik eyleme,
Olur olmazlarla sohbet eyleme,
El iki söylerse Sen bir söyleme,
Çok lisan döküp te bezdirme Osman.

Mürit, mürşidine bağlı kalmalı,
Gönülden gönüle akıp dolmalı,
Fikir derya, vücut kayık misali
Bulanık sularda yüzdürme Osman.

Pek meyilkâr olma zevke, ziynete
Unutma, düşersin bir gün mihnete.
Kulak ver ki, Haktan gelen hikmete,
Kendi kusurunu yazdırma Osman.

Dünyayı, ukbayı ayırma bir tut,
İyi, kötü yoktur, her şeyi sır tut.
-Doğruyu dereceyle, eğriyi unut,
Kalp kırıp kimseyi kızdırma Osman.

Dostuna dost ol ki herkese yakın,
Kalp kırıcı olma riyadan sakın,
Mağrur olma Kendin hüsnü hal takım,
Bir dostun işini bozdurma Osman,

Bevhani, nefsinin esiri gezer,
Alır Seni kaptan kaba bir süzer,
Nefsimiz, şahlanmış kırata benzer,
Çok yem yedirip te azdırma Osman.

2 –

Hey erenler bizden sual etmeyin,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.
Bu yola gidene kemlik gütmeyin,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

Malı, mülkü, varı, hanı nideriz?
Pazarı mal edip kânı nideriz?
Dosta kurba nettik canı nideriz?
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

Biz ehl-i zevk değil asla gülmeyiz,
Bend-i şeriatla namaz kılmayız.
Şit Naci’den gayrısını bilmeyiz,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

Şems ü kamer anlar bu ahvalleri,
Leyl ü neharında var çok kulları,
Böyle nalân olmuş aşk bülbülleri,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

O Hallacı Mansur, dâra asıldı,
Nesim’i yüzdüler aman kesildi,
Onlara bir kemlik gelmez nesildi,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

Beyhani’yem, yâda kanmam vallahi,
Nâdana, ağyara yanmam vallahi,
Dosta kabul isim dönmem vallahi,
Katarımız gider Hüseyn’e doğru.

3-

Tercandan bir garip dostun gelmiştir,
Eline kalem al, yaz Osman Ağa,
Ben sevmişim seni, sende sev beni,
El içinde etme naz Osman Ağa.

Eyüp, çile ile çekti cefayı,
Hangi kimse var ki sürdü sefayı,
Eğer bulmam ister isen Mevlâyı,
Dostun dergâhını gez Osman Ağa.

Dostun diyarına varmak olur mu?
Nadan ile mekân kurmak olur mu?
Kolayca hizmete girmek olur mu?
Gönlün kaptan kaba süz Osman Ağa.

Eğer görmek diler isen cemali,
Hasıl eyle kendinden bu kemali,
İlim derya, vücut kayık misali,
İstediğin kadar yüz Osman Ağa.

Dost ilinde mekân kuralım deriz,
Tarik-i Nebiye girelim deriz,
Bu canı terk edip erelim deriz,
Ancak zaman daha tez Osman Ağa.

Gönlümüz goncası haraba dönmüş,
Dostun lebi suyu şaraba dönmüş,
Kalbimiz iniler mızraba dönmüş,
Sinemiz çalınır saz Osman Ağa,

İncil, Zebur, Tevrat, Kur’an da söyler,
Muhabbet bâbından ahkâmda söyler,
Cümle âlem O’nu lisanda söyler,
Ne kadar methetsem az Osman Ağa.

Eğer yolu erkân olmayın dersen,
Eğer dosta kurban olayım dersen,
Eğer Hakka mekân olayım dersen,
Nesimi ol, derin yüz Osman Ağa.

Beyhani’yim, dünya mülkün neyleriz?
Kanaatten Hakka şükür eyleriz.
Haktan gelen derde sabır eyleriz,
Felâkettir fazla hız Osman Ağa.»

 

AŞIK İSMAİL DAİMİ DEDİ Kİ,

«Beyhani’yi çok severim,
Yolu, yol olduğu için,
Hem severim, hem överim,
Temiz gül olduğu için.

Canım feda öyle merde,
Kıymet verir herbir ferde,
Gönlü alçak, yüzü yerde,
Hakka kul olduğu için.

Türk evlâdı, Türk soyundan
Gelir Horasan boyundan.
İçmiş muhabbet suyundan
Tatlı bal olduğu için.

Bilirim Türkün soyunu,
Alır aslandan payını,
Sevmez cahilin huyunu,
Kıyl ü kal olduğu için.

Dâimi, Beyhani birdir.
Her ahlâkta hemfikirdir.
Bunu bilmeyen münkirdir,
Yoldan kal olduğu için.»

 

ADNAN TÜRKÖZÜ DEDİ Kİ, (Aşık Harbi)

«Bugünkü geçim şartları altında benliğinden kaybetmeyen âşık zor bulunur. Aşık Beyhani’de İşte zor bulunan âşıklardan biri idi. Şiirinde, sazında, sesinde daima toprak kokusu bulunurdu. Hiç bir zaman benliğini kaybetmemiş ve kimsenin eserini kendisine mal etmedi ne yazık ki daha dolu olan torbasını bizlere boşaltmadan aramızdan ayrıldı ve nihayet.

Ağırbaşlıydı kendisi
Aşıkların efendisi
Kıymet doluydu çentesi
Bizim Aşık Beyhani’nin.

 

MEHMET YAMAN DEDİ Kİ,

«Âşıkları, sâdıkları çağlarboyu ziyaret edip gezinirken Yunus Emre’ye, Viráni’ye, Nesimi’ye, Koca Pir Sultan’a, Âşık Veysel’e ve nicelerine uğradığım gibi Âşık BEYHANİ’yi de göreyim dedim. Bir de ne haber alsam beğenirsiniz!..

«Yolumuz gurbete düştü; hazin hazin ağlar gönül… deyüp, başka bir diyara göçtü Beyhâni…» dediler.

HATİCE GENCAY DEDİ Kİ,

«Eğer gider isen bizim illerden,
Sakın bu diyara varma bir daha»

Derdin, Åşık BEYHANİ.
Her giden faninin dönmeyeceği gibi senin de dönmeyeceğini biliyorum. Ne var ki sen insanlığınla, efendiliğinle hele, hele Garibanlığınla «Güzel gelip, güzel gitmenin» Güzelliğini tattın.

Mekânın Cennet, kabrin Pirnur olsun BEYHANİ.

KARDEŞİ AŞIK HÜSEYİN ENGİN DEDİ Kİ,

Derdin Bana «İnsan insan olmalı,
Tarikatı, şeriatı bilmeli.
İnsan olan, pir-i irfan olmalı
Unutamam Seni Beyhani Baba.

Hüseyni’yem vücut yansa kül olsa,
Sabrım geniş olsa, sahra, çöl olsa,
Ağlasam gözümün yaşı sel olsa,
Unutamam Seni Beyhani Baba.»

* * *

Kaynak:
Beyhani Hayatı ve Deyişleri Kitabı
Nejat BİRDOĞAN & Hatice GENCAY

Arşiv & Yayına Hazırlayan
Abdullah BOZDEMİR (Erzincan Nostalji)

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz