Kiy’li Esat (Esat Kunduracı)

0
822

Erzincan türkülerini icra eden pek çok sanatçı yetişti. Bunlardan bir kısmı İstanbul’a giderek, oradaki musiki ortamında ünlü sanatçılarla tanıştılar, meşk ettiler, gazinolarda söylediler, plak doldurdular. Böylece ülke çapında üne kavuştular. Bir kısmı ise, yöresel olarak sanatlarını icra ettiler, gönüllerde yer ettiler.

      Tandırbaşı dergisini takip edenler hatırlayacaklardır. Ülke çapında ün yapan sanatçılarımızdan Hafız Şerif (Tanındı) ve Sılbıslı Salih’i (Dündar) dergimizin 1990 yılındaki özel sayısında tanıtmaya çalışmıştık. Bu sayıda da, yine o dönemlerde yetişmiş, ancak onlar kadar üne kavuşamamış bir sanatçı hemşehrimizi daha tanıtmaya çalışacağız.

      Bugün yaşı altmışın üzerinde olan hemşehrilerimiz “Kiy’li Esat” adını mutlaka duymuşlar, onu bizzat ya da plaklardan dinlemişlerdir. Bu sanatçımızın asıl adı Esat Kunduracı’dır. O dönemlerde sanatçılar daha çok şehirleriyle, köyleriyle, meslekleriyle ya da belirgin özellikleriyle tanınırlardı. Diyarbakırlı Celal, Erzincanlı Salih, Kiy’li Esat, Kel Abdula, Hafız Şerif, Marangoz Nafiz, Bakırcı Naim gibi…

      Esat Kunduracı, 1909 yılında adı bugün Üzümlü olan Cimin’de doğdu. Daha iki yaşındayken annesi Sümbül Hanım’ı, kısa bir süre sonra da babası Halil Efendi’yi kaybeder. Kendisinden birkaç yaş büyük olan ağabeyi Adil ile birlikte dayısı Bekir Pehlivan’ın yanında büyürler. Dayıları Pehlivan da vefat edince ağabeyisiyle birlikte, bir tanıdıklarının dalaletiyle bugünkü adı Yaylabaşı olan Kiy köyüne yerleşirler. Esat, daha küçük yaştan itibaren güzel sesiyle çevresindekilerin beğenisini kazanmakta ve dikkatleri çekmektedir. Delikanlılık çağlarında ise sesi daha oturmuş ve belki de çocukluk yıllarında çektiği acıların da etkisiyle daha yanık bir hal almıştır. Onun yanık sesiyle söylediği türküler, herkes tarafından beğeniyle dinlenmektedir. Bu arada saz çalmayı da denemiş ancak, cümbüş çalmayı daha çabuk öğrenmiştir. Evlenme çağına gelen Esat’ı Kiy köyünden Hatice hanımla evlendirirler. Bu evlilikten olan kızlarına da Behice adını koyarlar.

      Ailesinin geçimini sağlamak için bir taraftan toprakla uğraşırken bir taraftan da düğün dernek davetlerini geri çevirmez, oralardan aldığı bahşişlerle geçim sıkıntısını azaltmaya çalışır. O yıllar, Hafız Şerif ve Sılbıslı Salih gibi sanatçıların da ünlenmeye başladığı yıllardır. Onlarla tanışır, arkadaş olur. Bir süre sonra onların yolunu takip ederek İstanbul’a gider. Orada Malatyalı Fahri (Kayahan) ile tanışır. Artık o da İstanbul’un musiki ortamına girmiştir. Modaya uyarak soyadını değiştirir ve Ertürk soyadını alır. Bir süre hayatını böylece sürdürür. Kahvehane sohbetleri, gazino çalışmaları, ünlü sanatçılarla arkadaşlık, dostluk onun sıla özlemine çare olmaz. Özellikle bağda-bahçede toprakla haşır neşir olduğu günleri çok özler. Bu özlem onu tekrar Erzincan’a Kiy köyüne döndürür. Bu arada onun yanık sesiyle söylediği türküler de dilden dile, kulaktan kulağa yayılıp, “Kiy’li Esat” adı hafızalarda ve gönüllerde yer etmeye başlamıştır. Artık yaşıda olgunlaşmıştır. Çok sevdiği toprakla uğraşmakta ve sebze yetiştirmektedir. Ancak çok sevdiği toprak, onu da bağrına çağırmakta gecikmez.

      Esat Ertürk 1951 yılının soğuk bir Şubat günü daha 41 yaşındayken hakkın rahmetine kavuşur. Sevenleri cenazesini Terzibaba kabristanına defnederler. O, çok genç denilebilecek bir yaşta hayattan ve türkülerden koptu ama, icra ettiği güzel türküleriyle hemşehrilerinin ve türkü sevenlerin hafızalarında ve gönüllerinde yaşamaya devam ediyor.

Fahri TAŞ
13.02.1999 – Tandırbaşı Dergisi,


Erzincan Nostalji Arşivi

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz