
20 Yaşındaki Bağlama Sanatkârı
Aşık Daimi
Halk Şairlerinin nesli – Memleketimizdeki aşıkların sayısı – Nasıl aşık oldu? – İstanbul Radyosunda verdiği ve takdirle karşılanan konser…
Yazan: İHSAN HINÇER
Yurdumuzun neresinde güzel sesli, usta sazlı bir değer yetişse, eşleri dostları ona, hemen ya Ankara’nın, yahut da İstanbul’un yolunu göstermektedir. Bunların içinde radyomuzda karargâh kurup ses ve sazlarını bütün memlekete duyuranlara sık sık rastlıyoruz.
Öte yandan Aşık denilen ve irticalen şiir söyleyen halk şairlerinin nesli de önceleri gramofon ve sonra da radyoların her tarafa yayılması karşısında sönüp yok olmak üzeredir. Eskiden her tarafta “Aşık Kahveleri” nin revaçta olduğu, İstanbul’da ise Semai Kahveleri’nin bugünkü gazinoların ve çalgılı hallerin yerini tuttuğu malumdur.

Halen memleketimizdeki aşıklar parmakla sayılacak kadar azalmıştır. Bunların da ekseriyesi doğu, orta ve güney illerimizdedir. Genç aşık yetiştirmekte ise Erzincan başta yer almaktadır. İstanbul Radyosunda müteaddid defalar dinlemiş olduğumuz Davut Sulari bunlar meyanındadır. Son günlerde ise, Aşık Daimi mahlaslı İsmail Alibaba isminde, henüz 20 yaşında bir aşık, İstanbul’a gelmiş, karşılaşmak, atışmak için aşık bulamamıştır. İsmail Alibaba, yani Aşık Daimi, burada kaldığı müddet zarfında İstanbul Radyosunda bir seans yapmış ve çalıp okuduğu parçalar, büyük alâka ile karşılanmıştır. Ayrıca şair Behçet Kemal Çağlar da Şiir Dünyamız saatinde Aşık Daimi’den sitayişle bahsetmiş, onun ilerisi için daha büyük ümitler vaad ettiğini bilhassa tebarüz ettirmiştir.
Aşık Daimi, esmer, ortaboylu, temiz ve saf bir Anadolu çocuğudur. Onun sanatına ve meziyetlerine bir toplantıda agâh olan Şemsi Yatsıman, Daimi’nin yanından hiç ayrılmamış, irticalen söylediği şiirlerine hayran kalmıştır. Şemsi Yatsıman, Daimi ile bizi tanıştırdığı zaman, toy ve bir aşıktan ziyade mektepliyi andıran bu delikanlıdan fazla bir şey beklemiyorduk. Fakat sazını eline alıp da hem onu konuşturmaya, hem de zaman ce mekana göre dili çözülüp vezinli, kafiyeli şiirler söylemeye başlayınca merakımız derin bir hayranlığa kalboldu. İsimlerimizi sordu, söyledik. Hazır bulunanların isimlerini kafiye yaparak birer kıt’a manzume ile gönüllerimizi aldı. Bütün maharetini gösterdi.
Kendisinden hayatını kısaca anlatmasını rica ettim.
- Erzincan’ın Tercan ilçesinin Karahüseyin köyündenim. Annem babam vaktiyle İstanbul’a gelmişler. Ben 1932 yılında istanbul’da doğmuşum. 4 yaşında iken de köyümüze dönmüşüz. Köyün üç sınıflı okulunu bitirdim. Dedem Dursun ağa saza meraklıydı. Gayet iyi saz çalar ve söylerdi. 7 yaşında iken de dedemden görerek ben de saz çalmaya başladım. 15 yaşına kadar sazımı bir hayli ilerlettim. Usta malı şiirler okudum.
- Nasıl âşık oldun?
- 15 yaşına geldiğim zaman bir gün rüyamda bir elçi geldi. Seni istiyorlar, dedi. Ben peşine düştüm. Giderken, sazını da getir diye ilave etti. Sazımı da aldım, arkasından vardım. Bir yere geldik. Burada divan kurulmuştu. Bu kırk kişilik divanın sultanı olduğunu zannettiğim bir pîr, yüksekte kendisine mahsus yerde oturuyordu. Beni oraya götüren adam, elimden tutarak Pîrin yanına çıkardı. Elini öptüm. O zaman Pîr, bir de İsmail’e verin dedi; bir dolu verdiler, içtim. Keşfimce bu bana kafi gelmişti. Bir daha verin, dedi; Sultanım bana kâfi geldi, dedim, o ısrar etti ben ısrar ettim. O zaman elini koynuna soktu, bir nur külçesi çıkarıp yüzüme tuttu. Gözüm kamaştı, birdenbire uyandım. İşte o zaman vücuduma bir ateş yayıldı, sazımı elime aldım, çalıp söylemeye başladım. Usta malına sırtımı çevirdim. Lakin tanınmış saz şairlerinin eserlerini okurum. Karacaoğlan’ı, Yunus Emre’yi, Emrah’ı hiç boşlamam. Fuzuli’nin de divançesi güzeldir.

- İstanbul’a gelmeden başka yerleri hiç gezdin mi?
- Erzincan’dan yola çıktım. Sivas, Kayseri, Kırşehir, Eskişehir, Kütahya, Manisa, İstanbul, Bilecik, Konya, Malatya, Adana ve Mersin’i dolaştım. Tekrar İstanbul’a geldim. Hemen hemen bütün aşıklar sazını alıp ortalıktan kaybolmuş. Öyle atışmak için bir rakibe rastlayamadım. Her an karşıma çıkacak âşıklarla imtihana hazırım. Gaziantep’te yaman bir âşık var, dediler, oraya da yolum düşmedi.
- İstanbul Radyosu’nda Mes’ut Cemil ve Behçet Kemal Beylere birer kıt’a okumuşsun. Hatırındaysa, bunları bize de okur musun?
- Hay hay, dedi, aldı Âşık Daimi bakalım ne dedi:
Mes’ut Cemil derler benim efendim,
Mübarek zatını gördüm şadoldum.
Pertev Beyin tatlı sözüne bendim,
Sohbetin nuruna erdim şadoldum.
Behçet Kemal Çağlar şair özlüdür,
Şirin zebanlıdır, tatlı sözlüdür;
Şemsi Beyin aşkı canda gizlidir,
Gonca güllerini derdim şadoldum.
DAİMİ vasfeder dostu, yâranı
Şimdi bünyad ettim kalb-i viranı.
Ârif vasfederim halim göreni,
Dilimde ezberim Virdim şadoldum.
- Bir de güzellemelerinden bir hane oku da okuyucularımıza ulaştıralım, dedim. O mutad efendi haliyle bir elini göğsüne götürdü:
- Hay hay, dedi.
Âhu gözlüm gitmez serden hayalin,
Aşkın aşıklara serfiraz gelir.
Aya benzer bedirlenmiş cemalin,
Andıkça gönlüme cilve, naz gelir.
Geçilmez de nazlı yardan geçilmez,
Derdim çoktur birbirinden seçilmez,
Ahu gözlü yâre kıymet biçilmez,
Teline bin altın yine az gelir.
Havai de deli gönül havai,
Âşık olan elbet çeker sevdayı,
Ferhat gibi kestirirler kayayı,
Sanma deli gönlüm senden vaz gelir.
Aşkın beni elek elek eliyor,
Yar hasretin sinemizi deliyor,
Dediler, hey Âşık yârin geliyor,
Bakınca zannettim kumru, baz gelir.
DAİMİ’yim bilmez halimden eller,
Derdimi söylesem delidir derler,
Eğer açılırsa laleler, güller,
Bizim bu diyara turna, kaz gelir.
Ancak bu bir kaç kıt’asını zaptedebildiğimiz koşma tarzındaki güzellemeden sonra son sualimi sordum:
- İstanbul’da kalmak niyetinde misin?
- Yarın Erzincan’a hareket ediyorum. Allah izin verirse, oradan da vatani vazifemi yapmak üzere askere gideceğim. İnşallah terhis edildikten sonra yolum İstanbul’a düşerse, o zaman yine görüşürüz.
Bu olmayacak değil, her zaman mümkün temenniye âmin dedim.
Kaynak:
R. Radyo Dünyası, 1952
Arşiv & Yayına Hazırlayan:
Abdullah Bozdemir (Erzincan Nostalji)














